Yaratılışı gereği, yeryüzünü kendisi için imar etmek insan fıtratının kaçınılmaz bir eğilimidir. İnsan rahat etmeyi, rahatsız edilmemeyi, sefa sürmeyi ve bir şeylerin kendi kontrolünde olmasını sever. Güç ve para bütün bu isteklerin adeta takma adı gibidirler.

Hep daha iyisini isteyen insan için bu daha iyiye ulaşmanın yolu güç ve paradan geçer.

Hepimizin bildiği ve yaşadığı bir gerçeklik olarak daha iyisi olayının hiçbir zaman bitmemesi ve her seviyede insan için sürekli hedef büyüterek uğrunda bir ömür tüketilen uzun ve bitmez hayaller olarak kaldığı bir hakikattır. İnsan hep gözü açık gider bu dünyadan, hep bir şeyler yarım kalır.

Belki de bu yüzden bazıları kendilerine takdir edilen rızka razı olmaz da başkalarının elindekilere göz dikerler. Kendi güçlerini büyütmek ve paralarını çoğaltmak amacı ile ferdi olarak hırsızlık ya da gasp yapabilirlerken, devlet bazında da savaş ve işgaller gayet normal görülür.

İslam temelde savaş için daveti esas alır, Allah(cc) ile kullar arasında engel olan kişi ya da kurumları bir kenara çeker ve insanlara kendini takdim eder. Kabul eden Müslümanların haklarına sahip olur, kabul etmeyen vergi temelli ve cihad gibi bazı mecburiyetlerden muaf tutulan eşit vatandaş olarak yaşamaya devam eder.

Emperyalistler ise güç ve para odaklı savaşlar ve işgallerle ele geçirdikleri coğrafyaları sömürür, halklarını asimile eder hatta kendilerine asker ederler. Bu toprakların yeraltı ya da yerüstünde ne varsa hepsine zorla ya da birtakım oyunlarla sahip olurlar.

İşgal edilen ülkelerde halk dinini, dilini ve geleneklerini unutmaya, hakim güçlerin adetlerine ve hayat görüşlerine göre yaşamaya mecbur ve mahkum edilirler.

Bu konularda uzak ve yakın tarih en büyük şahittir.

Zamanın fetva makamı Ebussuud Efendinin, kendisine sorulan gayri müslim tebanın Müslüman kıyafeti giymesi meselesinde bunu yasaklarken düştüğü not çok çarpıcıdır. “Aksi halde kendi kimliklerini kaybederler.”

Onlardan çok daha önce Halid bin Velid(ra) tarafından tarihe düşülen çok farklı bir savaş ekonomisi uygulamasını hatırlamak gerekiyor. Kazanılan meydan savaşı sonrası doğal olarak Müslümanların idaresine geçen bir şehirde cizye toplamış, sonra durumu Halife Ömer(ra)’e şöyle bildirmişti.

“Yaptığım tespitlerde halkın 7 bine yakın nüfusu olduğu ve bunlardan 3 bin civarında kişinin madden cizye verebilecek durumda olduğunu gördüm. Bunlardan aldığım cizyeyi halkın fakirlerine pay ettim. Geriye bir şey kalmadı.”

Bu mektup kendisine ulaşan halife yapılanı tasdik etmiş ve İslam devlet hukukuna bu uygulamalar yön vermiştir.

Bütün maksadı gücünü ve parasını artırmak olan ama demokrasi götürmek gibi fiyakalı bir yalanın arkasına sığınan günümüz emperyalistlerinin kime ne götürdüklerinden çok kimden ne götürdükleri ortadadır. Batılı işgalcilere ülkelerinin tüm zenginliklerini ve daha da önemlisi özgürlük onurunu kaptıran ve elindeki demokrasi oyuncağıyla mutlu olmaya çalışan yerli ve gönüllü hizmetkarların efendilerine hayranlığı da ayrı bir inceleme konusudur.

İslam insanlığa kendi üstünlüğü ya da hakimiyeti durumunda beş esası mutlak olarak garanti altına almayı vad eder. Bunlar; akıl, can, mal, nesil ve din emniyetidir. Bunlardan birinin eksilmesi ya da kenara atılması düşünülmez.

Bu konudaki temel örneklerden biri yine sahabe devrinde yaşanmıştı. Ebu Ubeyde bin Cerrah(ra) dönemin şartları gereği bir bölgeden ordusunu geri çekerken orada yaşayanlara topladıkları cizyeleri yaklaşan Rum ordusuna karşı kendilerini koruyamayacakları gerekçesiyle iade etmişti. Bu asil duruşun o insanların gönlünde nasıl karşılık bulduğunu tarih yazmadı ama bu yüce dinin o gönüllere nasıl girdiğini hepimiz biliyoruz.

Neticede geldiğimiz devirde hakim güçler hala eski işgal ve sömürge anlayışlarını devam ettiriyor ve girdikleri her yeri kurutarak çıkıyorlar. Batılı emperyalistlerin çıkardığı savaşların temel sebebi güç ve paradan ibarettir. Bu ikisi birbirinden pek ayrılmaz. Bir yerde güç varsa para oraya koşar ya da tam tersi bir yerde para varsa, güç orada büyümeye başlar. Batılılar ikisinden de vazgeçmez hatta ellerinden gelse kimseye de bir lokma nasip bırakmazlar.

İnsanlık İslam hakimiyeti altında yaşamaya ne kadar muhtaç olduğunu anladığı gün kurtulacaktır.