Yeryüzünün mevcut düzeninin kurucuları olan ve aslında bu düzen üzerinden direk ya da indirekt sömürgelerini devam ettiren hakim güçlerin, kendilerince ihtiyaç hissettikleri zamanlarda istedikleri ülkeye savaş ilan etme ya da onların menfaatlerine karşı en ufak bir sapma gördükleri zamanlarda benzer yollarla müdahale etmeleri herhalde tarih kadar eski bir müstekbir adetidir.

Bu sebeple bazen pek çok konuda birlikte hareket ettikleri ve bizzat kendilerinin yol verdikleri coğrafyalarda da kan dökmekten, işgal etmekten ve yıkımlara yol açmaktan hiç çekinmezler. Muhataplarının kendilerini durduramayacaklarından emindirler. Nasıl olsa onlara karşı duracak çekindikleri başka bir güç de yoktur.

Söz konusu İran olduğunda da bu durum değişmedi. Önceki dönemlerde Afganistan işgalinde birlikte hareket ettikleri Rusya ile Suriye’de de beraber yıkım ve katliamlara bulaşan İran, bu ikisi arasında Irak’ın işgaline de çanak tutmaktan gocunmamış ve işgalci ABD ile anlaşarak Şii hegemonyasının tesisi için her türlü zulme razı olmuş hatta bizzat faili olmuştu.

Ancak nasılsa devran bir anda aleyhlerine döndü ve eski ortaklar bir savaşa giriştiler. Belki bunda Suriye’de Rusya’ya aşırı angaje olmaları ve Irak’ta elde ettiklerinin benzerini orada kurmaları sonucu oluşan yeni ve kontrol edilemez bir gücün varlığı batılıları rahatsız etmişti.

Öyle ya Lübnan’la Akdeniz kıyılarına ulaşan, Suriye ve Irak’ı da kontrolüne almış ve güneyde Yemen üzerindeki etkisi sebebiyle ciddi bir eski Pers imparatorluğu hayali görülmeye başlanmıştı.

Bu yüzden Suriye üzerinde yaşanan mücadeleyi İran’ın kaybetmesi biraz da batılıların işine gelmişti. Kendilerine bu coğrafyada öyle ya da böyle rakip istemeyen batı İran’ın fişini çekmeyi denedi. Belki de komplo teorileri gerçektir. Belki de fazla zayıflaması onların işine gelmedi ve görünen o ki İran’a dolaylı bir zafer ve yaptırımların kaldırılması gibi başarıları da kazandıran bir savaş açıldı.

Savaşın sonunda imzalanan metne göre ABD resmen mağlup görünüyor. İran savaş öncesine göre daha güçlü bir siyasi duruşa sahip oldu. Üstüne yaşanan yıkımın telafisi için körfezdeki ABD uşakları tarafından karşılanacak 300 milyar dolarlık bir destek masaya geldi.

Yani bu savaştan İran kazançlı çıktı ve belki de gelecek günlerde eski fitne ve desiselerine hız vererek İslam coğrafyasında yeni sıkıntılara sebep olabileceği bekleniyor.

ABD istediğini alamadı ayrıca deli başkanlarının karizması zaten olmadığı için pek çizilmedi.

Bu süreçte tüm dünyaya yaşattıkları petrol krizi sonucu ABD Venezuela gibi ülkelerden gasp ettiği petrolü ve petrol ürünlerini ciddi karlarla sattı. Normalde geçişleri ücretsiz olan Hürmüz Boğazı yakında ücretli kullanıma alınarak İran’a düzenli bir gelir kaynağı olarak sunuldu.

ABD ne yapmaya çalışıyordu herhalde kimse tam olarak bilmiyordu. Ne elde etti sorusunun ise net bir cevabı yok. Arada İsrail denen zulüm ve katliam şebekesinin insan öldürme ve şehirleri yıkma hırsı tatmin edildi.

Lübnan ise her zamanki gibi ara dayağı yedi. Hem yıkım hem sürgün hem de ölümler zaten yokluğun pençesinde iflasa sürüklenen bir devleti tümden varlığı anlamsız bir harita çizgisine dönüştürdü.

Gelecek günler ne gösterir bilemiyoruz. Belki bu tahmin ve yorumlarımızın tam aksine şeyler olur, belki de bunlardan fazlası için yollar açılır.

Herkese rahat bir nefes aldıran barış camdan daha kırılgan görünüyor. Batılı canavarlar ve İsrailli hemcinsleri kan içmeden duramazlar, yaşayamazlar. Bugün bir noktada barış derken yarın başka bşr yerden yeni savaş başlatma olasılıkları hep var.

Gazze’de hala günlük katliam ve yıkımlar devam ediyor. Ancak mübarek Gazze’yi Allah, bu zalimlerin masalarında pazarlık konusu bile ettirmedi. Ne İran ne de bir başkası barışa Gazze de dahil olsun diyemedi. Gazze’de devam ettiği söylenen ateşkes ise daha çok Müslümanın canına mal olmaya devam ediyor.

Bu düzen böyle devam etmez, etmeyecek Allah’ın izniyle. Bugün çok güçlü görünen ve devranı kendilerine göre ayarlayan zalimler tıpkı tarihteki benzerleri gibi mutlaka sahneden çekilecekler. Nice daha büyük imparatorluk gibi batının kanla beslenen vahşeti de son bulacak!

Konu devlet başkanları ya da halklar bile değil!

Bu topraklar Allah’ın seçtiği ve dünyanın gidişatına yön veren yerler. Dünya üzerinde kim söz sahibi olmak istiyorsa önce gelip buralara bir hâkim olmak zorunda. Biz de burada yaşadığımız sürece bunların hakimiyetine razı olmamak ve karşı durmak, direnmek zorundayız!

Kıyamete kadar bu böyle devam edecek. Bazen barışır gibi yapıp sonra tekrar savaşacağız. Kimse bize hürriyeti bedava vermeyecek, karşılığında kan ve can vererek biz alacağız.

O günler gelene kadar oyalanmaya devam etsinler. Devran mutlaka dönecek ve İslam tekrar tarih sahnesindeki yerini alacak. Müslümanlar hem kendilerini hem de diğer halkları özgürleştirecek. Fitne kalmayıncaya kadar bu mücadele devam edecek.