Sıradan bir yor mevsim geçişinden bahsediyor olmayı ve kendi halinde dünyadan habersiz küçük dünyasında hava durumunu dert edinecek kadar umarsız bir hayat yaşamayı bizim coğrafyamızın insanı pek bilmez. Zira biz biraz da dünyanın merkezinde bulunmanın getirdiği bütün gündem oklarını üstümüze çeken yerimizden dolayı genelde boş gün geçirmeyiz.
Takdiri ilahidir; dünya siyasetinde sözünün geçmesini, politik terazilerde ağırlığının olmasını, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden nasibini almayı, silah pazarından pay kapmayı, biraz da aleme fiyaka atmayı düşünen her ülke, her politikacı, her söz sahibi bu coğrafyaya gelir, gelmek zorundadır.
Kimilerinin Greenwich merkezli saat dilimlerine göre Ortadoğu dediği, kimilerinin biraz daha kibar coğrafi terimlerle isimlendirdiği, üç kıtanın birbirine girdiği ve her şeyin ardında bir politik hesabın yattığına inanılan bir bölgede yaşamanın elbette birtakım sonuçları olacaktı.
Coğrafyamızın tam da siyasi merkezine yani Kudüs’e dikilen zehirli Siyonist dikeni İsrail bir yandan etrafına istenmeyen bir ot gibi ısrarla yayılmaya çalışırken, onu çepeçevre kuşatan Müslüman halklar bu dikenli arazide güzel meyveler yetiştirmeye çalışıyor. Bu kavganın o diken bu topraklardan sökülüp atılıncaya kadar devam edeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Son günlerde devletin en üst makamlarından açık ve sert üsluplarla dillendirilen ve bir gün gerçekleşmesi beklenen karşılaşma için adeta gün sayıyoruz. Meselenin basit bir güvenlik sorunu ya da bir toprak kavgası olmadığını, asıl mevzunun bir varlık ve beka sorunu gibi görünse de aslında dünyanın kaderini tayin eden Kadir-i Mutlak’ın muradının tecelli edeceğini hepimiz bilmeliyiz, anlamalıyız.
Şüphesiz tarihi Allah yazar!
Bu hengâme arasında elbette hava durumundan da bahsedebiliriz. Yaz geldi işte iyi sıcaklar bekleniyor gibi. Gelecek günlerin ne getireceğini bilmediğimiz ama hep daha büyük hadiselere gebe bir zamana doğru gittiğimiz ortada.
Hayat devam ediyor elbette; kuşlar da yavruladı, çiçekler açtı, ekmekler pişiyor her gün, pazarlar kuruluyor, insanlar sudan sebeplerden kavga bile ediyor. Şöyle bir bakınca olası zor zamanlara pek de hazır bir toplum görüntümüz olmadığını görebiliyoruz. Fakat ne gam, kalpler Allah’ın kudret elindedir ve bir çırpıda yüreklerimizi destekler ve bir anda gündemimiz değişiverir.
Tıpkı 15 Temmuz 2016 gibi bazı zor zamanlarda beklenmedik tepkiler verdiğimiz günler geri gelir. Kırgınlıklar ve kızgınlıklar daha büyük meseleler karşısında anlamını yitirir. Tarih bizi yazdığında biz yaşıyor olmayacağız. Tıpkı bizden öncekiler hakkında bizim konuştuğumuz gibi birileri de bizden bahsedecek. Dileğimiz o satırlarda hayırla ve güzel bir hatıra ile yer almak olsun.
Bu noktada şunu hatırlamak gerekiyor. Tarihin büyük dönüm noktalarını yaşayan milletlerin başarılı idarecileri hep hayırla ve övgüyle yad edilir. Oysa o dönemde yaşayan halka o günlerde bu durum sorulsaydı kim bilir ne cevaplar alırdık.
Tarihin gördüğü en değerli cihangirlerden biri olan Yavuz Sultan Selim’i bir de ordusunda yer alan askerlerden dinlemek gerekirdi. Hani şu İran içlerinde kaçan Şah ordusunu takipten bıkan, aylardır yollarda olmanın verdiği yorgunlukla tahta çıkması için babasına karşı destekledikleri ama nerdeyse isyan noktasına geldikleri Selim Han’ın askerlerinden dinlemek. Ya da Sina çöllerini geçmek gibi nadir bir tarihi hadiseyi başaran askerlerden dinlemek lazım.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Tarihin akışında milletini sahili selamete ulaştıran liderlerin hemen hepsi aslında dönemlerinde çok da kolay olmayan işler yaptılar. Kesinlikle haklı ya da haksız bir çok da muhalifleri oldu.
Havaların içerde ve dışarıda iyice ısındığı bu günlerde tarihin sıcak zamanlarını hatırlamak hepimize iyi gelecektir.
Kimse her şeyi bilemez ve kimse her şeyi doğru değerlendiremez. İnsanız sonuçta ve eksiğiz, aciziz. Hele içinde olduğumuz zaman diliminin tarih içinde nasıl yer alacağını hiç bilmiyoruz.
Her şeye rağmen gönüllerimizi ve çevremizi ciddi ve sağlam duygularla beslemek, sıcaktan ve soğuktan korur gibi dünya sevgisi ve ölüm korkusundan korumak, üstümüze atılan ölü toprağından sıyrılmak, umutsuzluktan ve yeisten uzak kalmak, kavgamızın kinini diri tutmak zorundayız.
Devranın döndüğü günleri görebilecek bir çağdayız. O günler geldiğinde hiçbirimiz bu şereften mahrum kalmak istemeyiz.
Hayat devam edecek elbette ama suya vuran ışık kırılacak, bu dünyanın kanunu böyle. Işık suda kırılmadan renk cümbüşü ortaya çıkmayacak!
Umudunuzu diri tutun!