Türkiye olarak genelde gündemimiz siyasi gelişmeler üzerine kurulup gelişiyor. Biraz da şartların zorladığı bu durum günlük hayatımızın bir parçası olarak, ekmek ve su gibi vazgeçilmezlerimizden. Gerek küresel gelişmelerden gerekse içerde yaşanan önemli değişimlerden bolca nasibimiz olduğu hepimizin malumu. Sıradan bir Avrupa ülkesinin yıl boyu yaşayacağı tartışmalar bizde günübirlik tüketiliyor.

Bunun ilk sebebi malum coğrafyamız; dünyanın temel gelişmelerinin yaşandığı bölgeye komşu olmanın yanı sıra doğal ticari güzergahların ortasında yer almak gibi bir kaderimiz var. Yakın komşularımız kadar imparatorluk geçmişimizin bir şekilde bizimle ilişkilendirdiği uzak ülkelerle de bağlarımız öyle ya da böyle devam ediyor.

Savaşların tüm dünyaya yansıyan sıkıntılarından da en çok etkilenen ülkelerden biri olmamız, hem bu konumumuz hem de ekonomik kırılganlığımızın sonucu kaçınılmaz oluyor. Bir nevi savaşa girmeden savaş şartlarını ve sonuçlarını yaşıyoruz. Ekonomik göstergeler tüm pembe hayallere rağmen market fişlerinde sırıtan ciddi bir sıkıntıya işaret ediyor.

Ülke genelinde hissedilen kadarı ile hatta biraz daha fazlası ile Gaziantep’te de ekonomik ve siyasi gelişmeler gayet net ortada duruyor. Bizde siyaset ekonomi ile bağdaştırıldığından dolayı küresel gelişmelere pek bakmadan yaşanan her şeyi mevcut iktidarın kabahati olarak algılayan ciddi bir kesim var. Tamamen haksız da değiller elbette.

Gerçi muhalefetin olası bir iktidarında bundan daha iyisini başarabileceğine, bırakın onlara oy vermeyenleri bizzat kendi partilileri de pek inanamıyor. Buna rağmen ciddi bir kesim ne olacağından bağımsız mevcut iktidarın artık gitmesi gerektiğini düşünüyor. Çoğunlukla kendi ceplerine bakarak bu kanıya varanların geleceğe dair daha iyisini yapacağına inandığı bir politik temsilin olmaması da ayrı bir sıkıntı oluşturuyor.

İktidarın yıpranmışlığı kadar, yerine konulacak elle tutulur bir alternatifinin olmadığını hemen herkes ifade ediyor. Belki biraz bu alternatifsizliğin pervasızlığı olarak her geçen gün halktan kopmaya devam eden siyasi iktidarın günün sonunda yapacağı hamlelerle yine bir seçimi daha kazanma ihtimali hala çok yüksek görünüyor.

Erdoğan faktörü ise bambaşka bir tahlil konusu.

Kendi partisinden çok daha yüksek kişisel oyu olan Erdoğan’ın gelecek seçimlerde olası adaylığına kesin gözüyle bakılırken karşısına çıkabilecek kalibre ve kapasitede kimsenin olmayışı da ciddi bir muamma. Muhalefetin umut bağladığı muhtemel adayların balon gibi sönmeleri ve halkın karşısına çıkarabilecekleri başka birini bulmakta yaşadıkları sıkıntı gayet bariz görünüyor.

Bütün bu beklenti ve gelişmeler ülke kadar belki biraz daha fazla Gaziantep’i de etkiliyor. Sırtlarını Erdoğan’a dayayan ve onun gölgesinde nasıl olsa seçimi kazanabileceklerini hesaplayan iktidar partisi temsilci ve yetkilileri ilginç şekilde rahatlar. Oysa onlara ulaşmayan çatlak sesler sürekli artıyor.

Gerek parti içinde gerekse dışında mevcut idarecilerin duruşları ve halka mesafeleri ciddi bir sorun. Neredeyse tamamı patronlardan oluşan bir idarenin halkla yakınlaşmayı başaramaması aslında şaşılacak bir şey olmasa gerek. Teşkilat içinde gayretle çalışan ve yükü omuzlayan birçok kişi için ise idari kadroların kapıları genelde kapalı oluyor.

İktidarı ile muhalefeti ile sıkıntılı siyasi süreçleri bekleyen partiler seçimlerin yaklaşacağı gelecek yıl büyük ihtimalle halkı hatırlayacaklar ve gelip dertlerini soracaklar. Ancak kalan sürede kim neye ne kadar çare bulur bilinmez.

Küresel şartlar nereye evrilir ve Türkiye’ye yansımaları ne kadar olur tahmin edilemiyor. Türkiye’nin önemli ekonomik merkezlerinden biri olan Gaziantep’in yaşanacaklardan etkileneceği muhakkak olsa da kendine özgü hayatta kalma genlerinin devreye girerek bir şekilde suyun üstünde kalmaya devam edeceği bekleniyor.

Ancak politika arenasında beklenen değişimlerin kokuları buram buram yükseliyor. Kendi derdindeki muhalefet ve kendi içinde kaynayan iktidar bakalım halkın karşısına nelerle ve kimlerle çıkacaklar.

Dünyanın en ağır enflasyonist şartlarında hayatta kalmayı başaran geniş kesimler seçimleri iple çekiyorlar. Çarşı pazarda neredeyse her gün değişen etiketler insanların umutlarını kırmaya ve beklentilerini yok etmeye devam ediyor. Ekonominin dümeninde oturan bakan ve diğer yetkililer insanlara yıllara yayılmış bir iyileşme vadetseler de kimse bunun gerçekleşeceğine inanmıyor.

Seçimler yaklaştıkça bu konuların daha çok konuşulacağını ve sık sık yazılara da yansıyacağını biliyoruz. Bakalım o günler geldiğinde kim ne ile çıkacak meydanlara ve halk kime ne kadar inanacak?