Yaşlı dünyamız çalkantılarla dolu dönemlerinden bir tanesini bizim şahitliğimizde geçirirken dünyanın doğusunda, batısında ve özellikle ortasında yani Orta Doğu denilen coğrafyada günler hep bir öncekinden daha zor geçiyor.

Bir yandan Rusya Ukrayna birbirine vuruyor, diğer yandan İran’la Amerika savaş oyununa devam ediyor işin ilginç yanı hiç hesapta olmayan yeni bir cephe olarak Yemen‘de başkenti elinde bulunduran Husilerle, Mukaddes toprakların hamidi Suudi Arabistan arasında da durdurulan savaş bir çatışma ile yeniden başladı.

Tam bu noktada Mekke İttifakı varlığı ve uygulanabilirliği sorgulanan bir ittifak olmaktan pratik hayata geçmeye zorlanan bir ittifaka dönüşmek üzere.

Gerek Türkiye Pakistan Mekke İttifakıı’nın üçüncü kurucu üyesi Suudi Arabistan’ın özellikle Mukaddes şehirlerine ve petrol altyapısına yapılan saldırıların karşısında bir tepki olarak bu ülkeye asker konuşlandırmayı ve savaşa bil fiil dahil olmayı konuşmaya planlamaya başladılar.

Buraya kadar olan kısmı zaten günübirlik haberlerde takip ettiğiniz hepimizin gördüğü bildiği meseleler. Bundan sonra alacaklarla ilgili ise kimsenin kesin bir bilgisi olmamakla birlikte gidilen güzergahın çıktığı nokta özellikle Türkiye’nin de dahil olmasıyla Mukaddes toprakların yeniden savunulmasının bir Osmanlı bakiyesi ordunun himayesinde gerçekleşmesi ilginç bir tevafuka, ilginç bir tarihi dönüm noktasına işaret ediyor olabilir.

Her ne kadar biraz hayali bir teori gibi gözükse de 110 yıl sonra Mukaddes topraklara yeniden bir Osmanlı ayağının düşmüş olması ilginç bir dönemin başlangıcının habercisi olabilir.

Özellikle Libya, Karabağ ve Suriye başarılarından sonra Türk Silahlı kuvvetleri’nin Suudi Arabistan üzerinden Yemen’e uzanacak bir harekat ihtimali bu defa dördüncü bir başarı hikayesi yazılacağı şeklinde görülüyor.

Şüphesiz Mekke İttifakı herhangi bir bölgesel güce özellikle İran’a karşı bir ittifak olmadığını deklere etse de neticede Yemen’de Husi ilerin özellikle geçmişlerindeki Ehlisünnet’e yakın çizgiden İran eliyle nasıl ağır bir Şia çizgisine kaydığını bilenler için Yemen’deki Husi terörünün yok edilmesinin İran’a da ayrı bir darbe olacağı ve bunun Mekke ittifakı eli ile yapılacak olmasının ilginç bir espirisi olacağı belli.

Tarih bir şekilde tekerrür etmeye devran gerçekten zalimlerin zülümlerinin karşılığı alacakları güne doğru dönmeye devam ediyor.

Husileri ABD ya da İsrail’e karşı gösterdikleri çıkışlardan dolayı kahraman ilan eden cenah, Yemen’de yaşanan ızdırabın Yemen’de yaşanan yoklugun ve Yemen’de yaşanan ölümlerin bir numaralı sorumlusunun bunlar olduğunu bir türlü kabullenemiyorlar.

Hatta son 14 yılda Yemen limanlarının neredeyse tamamını elinde bulunduran Husi güçlerinin gönderilen yardımları bile yokluk ve kıtlık içinde yaşayan yemen halkına değil kendi cenahına kendi militer güçlerine aktardığını hemen herkes biliyor.

İşin siyasi boyutuyla öne çıktığı ancak mevzunun Mekke ve Medine gibi Mukaddes topraklara da dokunan yönü olması hasebiyle duyarlılıkların arttığı bir süreçte herhalde kimse Husileri savunmanın İslami bir algoritması olduğunu iddia edemez.

Aynı şekilde herhangi bir sebeple siyasi bir sebeple ya da dini sebeple Husilere karşı yapılacak bir harekatın Amerikancılık ya da İsrail taraftarlığı olarak yorumlanması ahmaklığın daniskası olur.

Hasbelkader bir yerde bir sebeple Amerika’yla karşı karşıya gelmek ve onlarla savaşmak ne İran’ı ne de Husileri temizlemeye yetmeyecektir. Aynı şekilde İsrail’e birkaç roket atmış olmak hiç kimseyi masum ve dokunulmaz hale getiremez.

Bütün dünya yakın geçmişte İran ve ABD Savaşı’nda net olarak gördü ki İran’ın ajandasında Gazze ya da Mescidi Aksa gibi bir konu hiç olmadı ve hâlâ yok. Bu iki değeri insanları meşgul etmek için ve kendi siyasi emellerine ulaşmakta kitleleri uyutmak için kullandıkları çok aşikar.

İran bunu yaparken gerek Gazze gibi pasif araçlarını gerekse Husiler gibi aktif araçlarını sonuna kadar kullanmaktan hiç çekinmedi. Ülkeleri insanları toprakları ve hatta mukaddesatı istismar etmekten ve bunları kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için araç olarak kullanmaktan hiç utanmadı.

Bugün gelinen noktada tarih tekerrür edecek büyük ihtimalle İran’ın hayali olan Mukaddes Toprakları bir şii dairesinin içinde boğma hedefi aksine işleyecek ve İran bölgeden ve belki de kendi topraklarından olacak.

Umudumuz ve duamız bu süreçte masum insanların olabildiğince az zarar görmesi ve halkların zaten dünyalık eziyetler ve sıkıntılarla boğuşuyorken bir de ölüm ve katliamlara muhatap olmamaları yönünde olacak.

Fakat biliyoruz ki; kaderi ilahi mutlaka tecelli edecek ve mutlaka zalimler sarsıcı bir inkılapla yıkılacaklar.