İnsan yaratılışı itibariyle sonsuz ve sınırsız nimetlere tamahkardır. Bu aslında fıtratımızın cennet için yaratılmasından kaynaklanan ve ancak cennetle doyuma ulaşacak bir nefse sahip olmamızdan kaynaklanıyor.

Dünya hayatının sonunda varacağımızı umut ettiğimiz cennetin sonsuz ve sınırsız nimetleri hatırlandığında insanın dünyada neden bu kadar doyumsuz olabildiği de biraz anlaşılmış olur. Buraya kadar aslında her şey normal ve bir sıkıntı değil gibi görünüyor.

Ancak sorun insanın bu doyumsuz benliğini dünyada serbest bırakmasıyla başlıyor. Doğal olarak nefis, her istediğini elde etme, hep daha fazlasını isteme ve dünyanın tamamı verilse bir o kadarını daha talep etme gibi bir haslete sahiptir.

İşte tam da bu noktada dinin varlığı ve dini kuralların sebebi de anlaşılıyor. Bu doyumsuz insanı kontrol altında tutacak ve ancak helal olanı istemesi ve kendisine nasip olana razı olup daha fazlasına göz dikmemesi için din mutlak kurallar koyuyor.

Arzu ve istekleri sınır tanımayan ve serbest bırakıldığında bir canavara dönüşme ihtimali oldukça yüksek olan insanı, Allah(cc) korkusu ve ahiret hesabından başka hiçbir güç kesin olarak engelleyemiyor. Nefsi ile başbaşa kalan insan, onun isteklerine boyun eğmeme noktasında ilahi bir desteğe ihtiyaç duyuyor.

Dünyanın imtihan yeri olduğu gerçeği ile nefsin cennet için yaratılmış doyumsuz varlığı bir araya geldiğinde ise şartlar oluşmuş oluyor. Burdan sonrasında artık; kim nefsine ne kadar gem vurur, kim kontrolden çıkar ve dünyanın sınırlı ama nefse hoş gelen yönlerine kapılır ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz haftadan beri ülke gündemini meşgul eden birtakım doyumsuz ve sınır tanımayan nefislerin menfaat temini için, dünyalık için neler yaptıklarını hepimiz duyduk, okuduk. İnsanların mal ve makam gibi tamamen dünyalık menfaatler için nasıl yollara saptıklarını gördük. Elde ettikleri ile yetinmeyip hep daha fazlasını istemenin insanı nasıl bir zulüm çarkına dişli yapabildiğini yaşayarak öğrendik.

İsimleri açıklananlar bir yana gizlenenler olduğu ihtimalini de düşününce sıradan vatandaşlar olarak, bir insan bunu kendine ve ülkesine nasıl yapar sorusu akıllarımıza geldi. Yukarıda anlatmaya çalıştığım doyumsuz ve sınır tanımadan sürekli isteyen nefis mefhumu kanlı canlı karşımıza çıkmış oldu.

Ve tam da bu noktada Allah(cc)’a ve ahiret gününün kesin ve keskin hesabına olan imanın ne kadar değerli bir erdem olduğunu anladık. Allah(cc)’ın kendilerine güç ve para verdiği ve bunlarla imtihan ettiği insanların nasıl kaybedenlerden olduklarını ve aslında dünyada kazanır görünürlerken neleri kaybettiklerini, ahlak ve erdem denen mefhumların yokluğunun neler yaptırdığını bir güzel anlamış olduk.

Elbette umudumuz ve beklentimiz, haksız kazanç elde eden kim varsa ortaya çıkması ve burunlarından dünyada fitil fitil getirilmesidir. Ahiretteki hesap zaten çok çetin ve çok ince olacaktır. Orda mutlaka adalet sağlanacak ve boynuzsuz koç boynuzludan hakkını mutlaka alacaktır.

Bu ülkenin ve bu milletin, emeklerini ve alınterini her kim sömürdüyse Allah(cc) onları hem dünyada hem de ahirette rezil rüsvay etsin.