Ülkemizde de asırlar boyu insanlarımızı bir arada tutan, hayatımıza anlam ve amaç katan pek çok değer, kaybolmaya yüz tutmuş durumda. Evlerimizde kendi çocuklarımız da dahil, bugün milyonlarca çocuğumuzu, en büyük amacın para kazanmak olduğu bu kapitalist dünyada, canavarca birbirine karşı rekabete zorluyoruz. Birlikte mücadele, birbirine sahip çıkmak yerine, adam olsun diye gönderdiğimiz okullarımızda, birbirini ortadan kaldırma yönünde plan yapan robotlaşmış varlıklara dönüştürüyoruz. Büyük düşünür, Eric Fromm "Eskiden insanları bekleyen en büyük tehlike köleleşmekti. Zamanımızdaki en büyük tehlike ise robotlaşmaktır. Çünkü köle olmakla kişi sadece özgürlüğünü kaybeder. Robotlaşan kişi ise insanlığını kaybeder." diyor / Yine merhum Nurettin Topçu "Günümüz mektebi, insanın ruhunu yüceltmek için değil, makineye esir etmek için; midesinin saltanatını yaşatmak için açılmış bir kapıdır. Mektep artık gençlerin bina, fabrika, teknik hizmetlerde cebe girecek paranın hesabının yapıldığı bir eşiktir. Millet ruhu ile bağları kopartılan bugünkü okul, “millet insanı” yetiştirmek için değil, fabrikaya usta yetiştirmek için çalışıyor. Bu gençlik ruhsuz, idealsiz, inançsız bir nesil olacaktır” diyor. Kur’an, Tevrat’ı yüklenip de onunla hayatlarını dizayn etmeyen insanları eşleştirir.Yani “sırtınızda kitap taşımanın size hiçbir faydası yok” der. İnsanlığın geleceğini tehdit eden bu kötüye gidişi durdurmak ve sahip olduğu değerleri yeniden yaşanır hale getirmek için, değerlere ve değerlerin eğitimine ihtiyaç vardır.

Kapitalizmin yüzyıl öncesinden uygulamaya koyduğu o kadar dirence rağmen, bizlere dayattığı tüketim kültürü, bireyci ahlaki yozlaşmalardan başka bir şey değildirFormun Üstü. Ne kadar saygı, emek, paylaşmak gibi değerlere yaklaşırsak, dünyayı saran çıkarcı hedonist ve paranın egemenliğiyle onu satın alan ruhlardan arınırız. Kötülükler artıyor. Çünkü insanlar kendi narsistliklerinin peşinde. Çıkar ilişkileri aşkta, sokakta, dostlukta kısacası her yerde insanlara ve yeni nesillere ruhsuz dünyalar yaratıyor. İmam-ı Azam'ın "Cevizin kabuğunu kırıp içini göremeyenler, cevizi sadece kabuktan ibaret zannederler" sözünden yola çıkarak, insanı dışarıdan fiziki yapısıyla belki basit bir varlık olarak konumlandırabiliriz. Oysa kendi özünde bir cevherdir insan.Bu cevheri ya iyilik olarak kullanır yada kötülük. Allah, emaneti kendisine verdiğinde , insanın da kendi iradesine güvenerek hiç çekinmeden emaneti almasını, yeryüzünde bir irade ortaya koymasını, gelişi güzel oluşturulmuş bir hayat tarzı olarak düşünemeyiz. Bu mükemmel sistem incelendikçe insan gerçeğinin özündeki cevherin daha da farkına varıyoruz. Bunun için yapmamız gerekenin, geçmişte yaşadığımız toprakların geleneğinde olan yardımlaşma ve iyinin yanında olma duygumuzu, insani değerlerle yeniden yüklenmeliyiz. Hayıflanmak ve bir kurtarıcı beklemek yerine, yeryüzünü ıslah etmek için yitiğimiz olan kuşaklar, kutlu arayışın içerisine dinamik olarak dahil edilmeli. Bu çağın en pahalı sermayesi olan bilgiyi, imanla genç kuşakların yüreğine ve dimağına nakşetmeli. Bu yüzyıldaki en önemli çabalardan birinin tarihsel empatiyi doğru biçimde kurgulayarak ,özgün sonuçlara, dolayısıyla uzlaşıya ulaşılmalı. Kendi coğrafyamızdan yola çıkarak, evrensel barışa önemli ölçüde katkı sağlayacak adımların yine eğitimciler eliyle atılması sağlanmalı. Tarihsel empati kadar toplumsal empatiyi de sürekli yaşatmak zorundayız. "Toplumun bencil bireyci bir hayata yöneldiği, aile bağlarının zayıfladığı, aile içi ilişkilerin donuk bir yapıya büründüğü, günümüz de , sağlıklı, mutlu, başarılı dünya ve ahiret mutluluğunu hedefleyen nesiller yetiştirmeye gayret etmeli.

Batılılılar bizim ülkemizde ve müslüman coğrafyada insan unsuruyla ilgili o kadar yüksek lisans, doktora düzeyinde felsefik ve sosyolojik çalışmalar yapıyor.Buna karşın biz de sadece ilkel insan antropolojisiyle ilgileniyoruz. Çünkü bugün bu çalışmaların hiç ehemmiyeti yok. Diğer yandan bizdeki verilere dahi batılıların yaptığı bu çalışmalardan ulaşıyoruz.Artık buna bir dur demeliyiz. Gerçekten biz eğiticiler dur dersek yaşanan bütün bu kaotizm durur. Çünkü onlar ellerindeki bu çalışmalarla bize kendi insanımızı nasıl öldüreceğimizi öğretiyor, kendi insanına da nasıl yaşayacağını ve yaşatacağını öğretiyor.

İnsanlık değerlerine, yeniden dönmemiz için merkezimizde insan sevgisi olmalı.İnsanlık adalet, merhamet, iyilik, sevgi, saygı, vefa gibi insana insanlık katan, toplumun barışını sağlayan değerlere yeniden sarılmalı ve sahip çıkılmalıdır. Almanya’da Hitler’in zulmünden ve soykırımdan kurtulan Yahudi bir kadın, müdire olarak görev yaptığı lisede her eğitim-öğretim yılı başında okulunda görev yapan öğretmenlere şu mektubu gönderirmiş: “Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur: Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız, bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma, yazma ve matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa, ancak o zaman önem taşır.” Kendisini "beşikten mezara kadar ilim tahsilini öğütleyen bir muallimin izinde hisseden muallimler" ise, her dem yeni kalabilmenin formülünü kendi içlerinde barındırıyor olmalıdırlar. Bu topraklar bu anlamda oldukça mümbit ve adeta bir açık üniversite olma özelliğini taşıyor. Arayan herkesin heybesine alacağı bir cevher vardır diye düşünüyorum. Şöyle diyor ustalardan birisi “o aramakla bulunmaz ama bulanlar yine de arayanlardır.” Kuşkusuz yitiğini arayan meslek erbabı olmak, iyi ustanın elinde pişen çıraklığa hazır bulunmayı ve sınır tanımayan bir adanmışlık ruhunu taşımayı icap ettiriyor. Seyyid Kutub’un dediği gibi davayı merkeze alan değil dava bilincine sahip nesiller yetiştirilmeli. Yani aklıyla kalbi Allahın boyasıyla boyanmış nesillerin, yeniden inşasına çalışılmalı. Oturduğumuz yerden, insanları sürekli öğütlerle ve tariflerle tahrif edersek, kendi cellatlarımızı hazırlamış oluruz. Ama kendi yürek devletimizi, insanların yürek devletiyle birleştirirsek mesele kalmaz.