Etraf ışıl ışıl, denize yansıyan yıldızların ışıkları birazdan dalgalarla dans edecek. Gece gündüzün gürültüsünden arınmış, etraf sessizlikten inim inim inliyor.Tısıldayan böcek sesleri de bir o kadar yorgun. Yalnız; az ileride parkasının içine pusmuş ağzında sigarası ile gecenin karanlığını rahatsız eden adam, karanlığa meydan okurcasına parlatıyor sigarasının ateşini. Ama birazdan o da sönecek. Gündüzün yoğunluğu geceye yaklaştıkça daha da bir dinleniyor zihin ,kalp ve vücut. Böyle olunca sabaha biraz daha umutlanıyor insan. Sabahın ilk ışıklarından önceki kuş sesleri, tam bir cıvıltı orkestrası… Bizim küçük camekanlı simit arabasını süren aksak adam, rızkının peşine düşmüş bile. Birazdan hastanenin önünde "sıcak simiiit" diye bağırarak çıkaracağı sesle orkestranın bir parçası olacak. Ve orkestra birazdan başlayacak gürültülerle bozulacak gibi. Araba sesleri, kornalar ve zehirlenmek için egzoz dumanları, kömür dumanları yeter de artar insana.
Yine de umutla bir güzellik bulabilir miyim diyor insan. Bir anne ve babanın ateşi çıkmış çocuklarını sarmalayıp doktora nasıl yetiştirebilirim telaşında olduğunu ,çocuklarının acısının yüzlerine nasıl vurduğunu, bir tebessüm etse sanki dünya kendilerinin olacakmış gibi çocuklarına sarıldığını görünce insanlık adına umutlanıyor insan. Diğer yandan ise televizyonlarda cani bir babanın iki küçük kız çocuğunu vahşice öldürmesi flaş haber olarak geçiyor. Henüz biri iki diğeri dört yaşında olan anne kokusuna, sesine ,nefesine doymamış çocukların gözlerindeki gülüşünü doya doya seyredememiş annenin çığlıklarıyla ,çaresizliğin anormal duruşları arasında utançtan gözlerini yere dikmiş kaskatı kesilmiş bedenler… Yine akşam olsa da karanlığın gizemine kendimizi bıraksak diyor insan. Hele bir de uyku vakti gelse de her şeyi gömsem ölümün nefes aldığı derin uykuya diyorsun ama vazgeçiyorsun.
Yeniden sabah… Günaydınlar, güzel temenniler az da olsa tebessümler… Hiçbir olumsuz şey olmayacakmış gibi devam ediyor gün ve tamamen uzaklaşıyorsun olumsuz yaşam kulvarlarından. Hastanede yatan hasta seni o kadar da ilgilendirmiyor. Az önce ölen erkek yada kadın o da ilgilendirmiyor. Yakacak kömürü kalmamış ve soğuktan üşüyen aile de. İşsizlikten dolayı karısı ve çocuklarıyla kavga eden adam da ilgilendirmiyor. Uyuşturucu komasına girmiş gençler de ilgilendirmiyor seni. Ama bir telefon gelir anneniz rahatsızlandı konuşamıyor. Ne demek, nasıl olur? Ne yapacağını bilemiyorsun. Elin ayağın birbirine dolaşıyor. Bir yerlerden teselli bekliyorsun birileri sorun edecek bir şey yok desin diye. Aklından birçok tedavi yöntemi geçiyor ve hiçbiri işe yaramıyor. Sadece aklından geçiyor. Sindirim sistemin ve metabolizman bozuluyor. Doktora götürüyorsunuz annenizi iyi bir şeyler yaparlar, önlem alırlar diyorsunuz ama doktor risk var dediğinde yine içiniz sıkılıyor daralıyorsunuz. Saatler geçmiyor zaman uzuyor belki de en uzun gece ve gündüzü yaşıyorsunuz. Ertesi gün endişelerle girdiğiniz annenizin yanında, konuşmaya başladığını ve güler yüzünü gördüğünüzde ve “işte benim annem bu” diye mutlu oluyorsunuz. Rahatladınız artık. Yeniden güzelleşiyor her şey ve dünya yine tüm güzelliği ile bizi aldatmaya devam ediyor. Acıyı, sancıyı yeniden unutuyoruz. Dünyadaki her şeyin sahibi olmaya ve sahibi bizmişiz gibi yaşamaya başlıyoruz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözü başucu sözümüz oluyor. Tam hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya başlar insan bu sefer bir başka telefon amcanız vefat etti. Yeniden hüzün , acı ve dünyanın bomboş ölümünse bir gerçek olduğunu anlayana kadar. Ne zamandır yakacak kömürü olmayan aileye kömür ve gıda yardımı yapıldığı haberlerinden sonra sabah sobadan çıkan karbonmonoksit gazından dolayı beş kişilik aile yok oldu haberleri. Yardım yapıldı ısınacağız diye sevinirken, sessiz ve yalnız ölümle baş başa. Daha dün beraberdik her zamanki şen şakraklığı üstündeydi birkaç saat önce yapacağımız projeyi konuşmuştuk. Mayısta düğünü vardı diyor, öğrencileriyle o kadar iç içeydi ki öğrenciler için bir abidir . Haber geliyor Beden eğitimi öğretmeni kalp krizinden öldü. Tanıdıkların hepsi şok halinde az önce, akşam, öğlen, sabah, dün bir önceki gün beraberdik. Hiçbir şeyi yoktu cümlesi uzuyor uzuyor uzuyor. İşte böyle hayat kimine göre iyi kimine göre acıdır. Bakalım yarın, bugün belki de birazdan neler olacak?