Merhaba değerli okuyucular,
Umarım huzurlu bir hafta sonu geçirmişsinizdir.
Bu hafta, toplumun en kırılgan kesimlerinin sırtından kazanç devşiren bir zihniyeti konuşmak istiyorum. Adını açıkça koyalım: Korkusuz gibi görünen fakat aslında her türlü adalet ve vicdan muhasebesinden korkan bir anlayışı…
Kimdir bu “Korkusuz korkaklar, Allah’tan korkmazlar”?
Bunlar, hiçbir şeyden çekinmediklerini ima eden, ancak ahlaki sorumluluktan, toplumsal vicdandan ve hesap verme kültüründen kaçan kişi ve yapılardır. Özellikle dar gelirlinin, asgari ücretlinin, alın teriyle geçinmeye çalışan emekçinin cebine göz diken fırsatçılardır.
Ne zaman asgari ücrette bir artış gündeme gelse, henüz zam çalışanların cebine girmeden, konut fiyatları, kira bedelleri, temel gıda ürünleri, elektronik eşyalar ve hatta sağlık hizmetleri art arda zamlanmaya başlıyor. Piyasa dinamikleriyle açıklanamayacak bu refleks, çoğu zaman psikolojik manipülasyon ve fırsatçılıkla izah edilebiliyor.
Sormak gerekir:
Gerçekten maliyet mi arttı?
Girdi kalemlerinde olağanüstü bir yükseliş mi oldu?
Yoksa beklenti üzerinden bir “fırsat ayarlaması” mı yapılıyor?
Devletin dar gelirliyi korumaya yönelik attığı adımların hemen ardından fiyatların kontrolsüz biçimde yükselmesi, sadece ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki bir sorundur.
Konut faizleri düşürüldüğünde (şu anki anlık durum) satışları durdurup “zam geliyor” algısı oluşturmak, ÖTV düzenlemeleri açıklandığında sahte ilanlarla fiyat şişirmek, destek paketleri duyurulduğunda ürün etiketlerini yukarı çekmek…
Bunların hiçbiri serbest piyasa mantığıyla açıklanamaz.
Serbest piyasa, fırsatçılık değil, rekabet ve denge üzerine kuruludur.
Enflasyon oranları belli periyotlarla açıklanırken, bazı sektörlerde yıl içinde defalarca ve orantısız fiyat artışları yapılması, toplumda güven duygusunu zedelemektedir.
Oysa ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildi ve asıl güvenle ayakta durur.
Burada mesele yalnızca zam meselesi değildir.
Mesele; emeğe saygı meselesidir.
Mesele; alın terinin kutsallığına inanıp inanmama meselesidir.
Mesele; güçlüden yana değil, haktan yana durabilme meselesidir.
Elbette piyasada işini hakkıyla yapan, etik ilkelere bağlı kalan, makul kârla üretmeye ve hizmet sunmaya devam eden sayısız işletme ve sektör temsilcisi vardır. Onları tenzih eder, emekleri için şükranlarımızı sunarız. Çünkü toplumsal denge onların omuzlarında yükseliyor.
Ancak fırsatçılık sistematik hale gelirse, en büyük zararı yine toplumun bütünü görür. Güven aşındıkça ekonomi küçülür, adalet duygusu zedelendikçe birlik zayıflar.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey öfke değil, bilinçtir.
Tepki değil, ilkeli duruştur.
Popülizm değil, adalet eksenli bir ekonomik ahlaktır.
Unutmayalım: Hiçbir piyasa, vicdandan bağımsız yaşayamaz.
Hiçbir kazanç, alın terinin üzerine basarak kalıcı olamaz.
Toplum olarak hakkın ve hukukun yanında durduğumuz sürece, fırsatçılık geçici ve adalet ise kalıcı olacaktır.
Sevgi ve saygılarımla,
Doç. Dr. Barış ARMUTCU