Kaç kez tekrarladım, artık hatırlamıyorum.
Hali tasvire en uygun misal olduğu için yine yazacağım.
Ünlü ressam Pablo Picasso’nun İspanya iç savaşı sırasında Nazi Almanyası'na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937'de İspanya'daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan Guernica adlı tabloyu çıkardığı bir sergi sırasında "Bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran bir Alman generaline "Hayır efendim, onu siz yaptınız" cevabını vermiştir.
En az yüzyıldır o tabloyu bu topraklarda kanla çiziyorlar, batının şer güçleri.
Durmadan, usanmadan, yorulmadan…
Sonra da bize dönüp “niye bağırıyorsunuz?” diyorlar.
Oysa bizim onların hiçbir şeyinde gözümüz yok.
Ne ABD’de gözümüz var ne Almanya’da, Ne İngiltere’de ne Rusya’da, ne Norveç’te ne Fransa’da.
Ama onların sadece gözleri değil tüm vücutları bu coğrafyanın üzerine bir karabasan gibi çökmüştür, Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da Filistin’de…
Tüm yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarımızı sömürdükleri halde bile durmuyorlar.
Bugün artık kimin ne yapmak istediği ve bu coğrafyada neyin peşinde olduğu 15 Temmuz ile beraber tamamen gün yüzüne çıktı.
Sanırım darbenin ilk saatlerinde Kilis’te tutuklanıp acilen İstanbul' a intikal ettirilen Hatay bölgesi askeri komutanın korkunç itiraflarını hepiniz okumuşsunuzdur.
İncirlik ABD hava üssünde, ABD'den gelen özel ihtisas sahibi subaylarla gizli toplantılara katıldığını itiraf eden o komutan, “Darbe başarılı olsaydı, ilk planda 24 saat içinde 8.000 - 10.000 DAEŞ militanı Türkiye'ye sokulacaktı. İkinci günde ise DAEŞ'ten sonra Irak'ın Şii milislerinden 5.000 milis ve Suriye muhaberatından 1000 ajanı Türkiye'ye sokulacak ve bunlar hep birlikte İskenderun'a hücum edeceklerdi. Daha sonra 50.000 militan öncelikle İstanbul ve Ankara'ya daha sonra Türkiye'nin her tarafına doğru peş peşe harekete geçeceklerdi” diyor.
Yani topyekûn işgal ve imhadan bahsediyor o komutan!
Öyle “şucuları, bucuları öldüreceğiz” yok!
Alimler, başa gelen bir musibeti, ya uyarı, ya ceza ya da mükâfat olduğunu söylerler.
Bize yapılan bu darbeden dersler çıkarmalıyız.
Öncelikle bu ülkede yüzyıldır bize empoze ettikleri ideoloji, izm, ve ırkçılığı tamamen bırakmalıyız.
Toprağa gömmeliyiz.
Elimizin tersiyle bir tarafa doğru silip atmalıyız bizden gibi görünen ama en çok bize zarar veren mezhepçilik kurdunu…
15 Temmuz’da bir daha gördük ki bu topraklarda mezhepçilik, ırkçılık, ideoloji ve izm'lerin hepsi Firavun'un sihirbazlarının yılanlarıymış.
Kardeşlik hukuku ve vatan savunması ise Musa’nın asası…
Şimdi halkın huzurunu bozan, onların üstüne korku salan bu yalancı sihirbazların sahte yılanlarını yutacak ejderhayı artık ortaya atmalıyız.
Sarılmalıyız birbirimize.
Ve bilmeliyiz ki, bu ülkede etnik aidiyetler üzerine bina edilen kimlik ve projeler gücümüzü, enerjimizi yok etmekten öteye gitmiyor.
Biri yüceltilirken bir diğeri aşağılanıyor bu aşağılanmaya karşı o da benzer bir yolla savunmaya geçiyor.
Yani? Biri diğerini yok ediyor, bu sarmal durmadan öğütüyor insanlığımızı, bir arada yaşama irademizi…
Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkezler bu gerçek üzerinde bir daha düşünmeli.
Aleviler, sünniler, İslamcılar, laikler, sağcılar, solcular da...
Bu ülkede biz varız!
Sırt sırta vererek mücadele etmeliyiz.
Üstümüze bir kara bulut gibi çöken bu emperyalizmi bertaraf etmenin tek yolu bir ve beraber olmaktan geçer.
Yeter yahu bu alçakların bizi kandırdıkları.
Bu şer güçlere karşı hep beraber ayağa kalkıp direnmezsek, hep beraber yok olmaktan kurtulamayız.
En çok korktukları ve çekindikleri şey birlik ve beraberliğimizdir.
Bizim birlik ve beraberlik dediğimiz şeyi onlar “Osmanlı” olarak, “Selahaddin Eyyubi'” olarak, ümmet olarak okuyor.
Bu da onlar için haklı bir korkudur!
Haçlı güçleri, bu yüzden kendileri direk bize saldırmıyor, içimizden birilerini hep maşa olarak kullanıyor.
Hem siz zannediyor musunuz Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürdüklerinde, ya da tutukladıklarında geride bir şeyin kalacağını.
Onların derdi Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsı değil ki, onların tek derdi Recep Tayyip Erdoğan şahsında topladığı büyük ve güçlü Türkiye idealini ve birbirine kenetlenen bu halkı durdurmaktır.
İşte şer güçlerin bu ve bundan sonraki tüm planlarını bozmak için hiçbir mazeret öne sürmeden bize düşen görev bir ve beraber olup dik durmaktır.
Yeniden ve yeniden…