Uzun zamandır dilime bir türkü gibi dolayıp durduğum bir söz var: “Neredeyse yüz yıldır bu halkın insanlığını, ideoloji ve izmlere kurban ettiler…”

Bu nakaratı hüzünle, içim acıyarak mırıldanıp duruyorum.

İdeoloji ve izmler miadını doldurdu.

Mezhepçilik ve ırkçılığı kaşıyorlar şimdi.

Ne kural tanıyorlar ne edep adap biliyorlar.

AK Parti iktidarından rahatsız olanlar bir taraftan Türkçülüğü diğer taraftan Kürtçülüğü köpürtüyorlar bir süreden beri.

Alışkın oldukları bir saha; sağ-sol, Alevi-Suni, laik-şeriatçı kamplaşmalarında bu ülkede kardeş kanını akıtmıştı aynı şeytan ittifakı.

Ne istiyorlar?

Örneğin “AK Parti yoruldu, hizmet üretemiyor, daha fazlası lazım” diye bir kaygıdan mı kaynaklanıyor rahatsızlıkları?

Eğer böyle ise “daha fazlası”nı hangi kadro ya da partilerle yapacaklar?

Ayarı hepten kaçmış bir kin ve nefret sarmalında sıra bu sorunun yanıtını vermeye gelemiyor.

Gelemez de!

Çünkü öyle bir alternatif yok.

Erdoğan düşmanlığından başka ne bir söz ne de bir vaatleri var.

Öfke kusan manşetler, seviyesiz çiziktirmelerden başka bir şey yok.

Menderes’i darağacına götüren süreçteki gazete manşetlerine bakın, bu kafa neredeyse o günden bugüne zihniyet ve tutum olarak yerinde sayıyor.

Gençleri kıyma makinesine attılar” provokasyonu farklı versiyonlarıyla sokağa kusuluyor, gerginlik tırmandırılıp adres işaret ediliyor.

Kaderin garip bir tecellisi mi desem nasıl bir isim koyacağımdan emin değilim.

Bugün Kürt mahallesinin önemli bir bölümü, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “diktatör” diye bağırtılıyor.

Hem de Erdoğan’ın yaptığı cesur reformlarla siyaset yapma imkanı bulan sözüm ona kendisini Kürtlerin temsilcisi sayan parti eliyle.

Ne acı bir savrulmadır, ne tuhaf bir akıl tutulmasıdır.. heyhat!

Öfkesinin merkezine Erdoğan düşmanlığını yerleştirmiş Kürt kardeşlerimle konuşuyorum zaman zaman.

“Neden” diyorum, “nasıl bu hale geldik?” Dün Kürtleri inkar eden, işkence yapan, temel insan haklarını yok sayan uzun ve kasvetli bir dönem vardı.

Aktörleri, failleri belli.

Erdoğan bu kasvetli iklimi öylesine hızlı ve kararlı bir tutumla yerle yeksan etti ki sadece Kürtler değil diğer tüm unsurlar da kimliklerini, kültürlerini herhangi bir endişeye kapılmadan hatta devletten destek bularak yaşıyorlar.

Dün Kürtlere “çapulcu, bölücü” diye hakaret eden kalemşorlar, bugün Kürtlere haklarını iade eden Erdoğan’a hakaret ettiriyorlar.

Neden?” sorusuna Kürt kardeşlerimin verebildikleri bir yanıt yok.

Düşünmelerini, geride bırakılan süreç üzerinde bir muhasebe yapmalarını istediğimde bir süre sonra o merkezdeki öfke buhar olup uçuyor.

Kürtler tarihleri boyunca ümmetin yanında yer aldılar.

Haklarının gasbedildiği, türlü eziyetlere muhatap oldukları tartışma götürmez bir gerçek iken hiçbir zaman buna karşın Marksizm’e, ateizme savrulmadılar.

Duyulmak istediler, bilinmek ve yine ümmet perspektifinden Allah’ın kendileri için takdir ettiği her şeye sahip olmak.

İşte yine ciddi ve tarihsel bir seçim yapmakla yüz yüzeyiz.

Bu belirlemede Kürtler belirleyici konumdalar.

Heybesinde acı ve gözyaşından başkaca bir şey bulunmayan parti ve örgütlerin Kürtlere verebilecekleri bir şey yok, gelecek vaat etmediklerini bu kısa sürede gördük.

Ümidim, beklentim o ki, Kürtler, bu coğrafyanın ve ümmetin evlatları olarak tarihin kendilerine yüklediği sorumlulukla hareket edip bu çok uluslu şebekenin oyununu bozacaklar.