Rivayete gör beldenin birisinde kuraklık baş gösterir.
Belde halkı yağmur duasın çıkar, kurban keser, Allah’a yalvarır ama bir türlü yağmur yağmaz.
Her seferinde köyün imamıyla beraber yağmur duasına çıkan halk boynu bükük bir şekilde evin yolunu tutar.
Artık kuraklık iyice baş göstermiş ve nebatat ile hayvanat bu kuraklıktan olabildiğince etkilenmiş bir hale gelmiştir.
Ancak tüm yalvarma ve yakarışlara rağmen yağmur bir türlü yağmaz.
Hal böyleyken bir zat bu kadar dua etmemize ve Allah’a yalvarmamıza rağmen yağmur yağmıyorsa bu işin içinde başka bir iş var der.
Yağmur duasına çıkma yerine halkı arkasına takan Arif zat, başlar beldede ev ev ahaliyi ziyaret etmeye.
Halka beraber 3-5 evi dolaşan Arif zat damı çökük kapısı kırık harabe konumunda bulunan bir eve rastlar.
Evde ev halkının halini soran ve hasbihal eden o Allah dostu zat, “Sizin bir ihtiyacınız var mı?” diye sorar.
Evde bulunan küçük bir kız, “Benim bir ayakkabıya ihtiyacım var” der.
Arif zat “tabi ki, ne demek hemen alırız” der.
O zat annesiyle beraber kızı alıp hemen Pazar gider ve kıza bir ayakkabı alır.
Pazarda o küçük kız kendisine alınan ayakkabıyı ayağına giydiği an gökten bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başlar.
Mevzuyu anlayan Arif zat kıza dönüp “Senin Allah’a yaptığın, Allah’tan bir isteğin var mıydı?” diye sorar.
Küçük kız "Benim eksi ayakkabılarım yırtık ve delikti. Yağmur yağdığında ayaklarım çok ıslandırdı. Bende Allah'tan yağmur yağdırmaması için hep dua ederdim” der.
Bunu duyan Arif zat cemaate dönerek, "Sadece Allah'ın kudretinde olan bir duayı etmeden önce kendi kudretinizle birinin duasını yerine getirmediğiniz sürece duanız kabul olmaz” der.
Şu anda olukça kurak geçen bu mevsimde sanırım hepimizin üzerine düşen görev ve sorumluluklar var.
Biz kullar, cüzi irademizle yapmamız gerekenleri yapar ve birbirimize merhamet edersek, âlemlerin rabbi olan Allah’ta bize merhamet eder.