Aradan tam 20 yıl geçti, yasakların kol gezdiği, adım başı fişlememelerin yapıldığı ve dindar insanlara yönelik keyfi tutuklanmaların başladığı o karanlık günün üstünden!

Aslında hiçbirimiz suçumuzun ne olduğunu bilmiyorduk o gün!

Çünkü ortada devlete yönelik ne bir eylem nede bir söylem vardı!

Tek suç Kur’an okumamız ve İslami hassasiyetlerimizdi.

Yada Başörtülü, sakallı halimizdi!

Ama birileri rahatsızlanmış işte!

Ama mesele sadece bu değildi!

Asıl mesele Türkiye’nin ileriye dönük hedef ve hayalleriydi!

Tıpkı bugün ki AK Parti gibi!

Çünkü D8’den bahsediyordu dönemin Başbakan’ı rahmetli Necmettin Erbakan!

“İslam Birliği”nin kurulması gerektiğinin altını çiziyordu.

Batı’nın bize yar olmayacağını söylüyordu.

Hal böyle olunca rahatsızlanmışlardı uzak diyarlardaki şer güçleri!

Ve emir vermişlerdi yerli maşalarına!

“Erbakan’ı indirin, ama suçlayarak dindirin” demişlerdi.

Bu yüzden suç bulmaları hem de çokça suç bulmaları lazımdı.

Ama ne yazık ki suç yoktu!

Olsun suç yoktu ama Erbakan ve dindar kesimi suçlu gibi gösterecek bir medya vardı ellerinde!

Nihayet öyle oldu!

Bilmediğimiz suçlardan dolayı gözaltına alındık günlerce.

Dövüldük, işkence gördük!

Hem de bir iki üç kez değil

Geçmişteki birçok faili meçhul cinayetini biz işlemiştik!

Hem de hiç tanımadığımız isimlerin!

Tutmayınca örgüt üyesi dediler!

Tevhid/Selam örgütü dediler!

Olmadı Kudüs Savaşçıları dediler!

Oysa ortada ne bir örgüt vardı ne bir eylem nede bir söylem!

Ta ki ülkenin tüm kaynaklarını hortumlayıp bitirene kadar!

Ve bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubat çok sürmeden bitti!

Tıpkı öteki darbeler gibi!

Biten sadece 28 Şubat kararları olmadı

28 Şubat’ın baş aktörleri de yerle yeksen oldu!

Mağdurların ise bugün hala başı dik ve alnı ak!