ABD İran savaşı tüm dünyayı ekonomik yönde etkilemiş durumda. Ülkelerdeki hayat pahalılığı ve enflasyonun yükselişi devlet yönetiminden en alt tabakaya kadar olumsuz yönde etkilediği ve Yaşam standartlarını aşağı çekmiş olduğu bir gerçek. Tamda bu süreçte Türkiye bölgede aktif rol oynamaya başlıyor. Ankara’nın diplomatik ağırlığını artırabilir. Türkiye; arabuluculuk, müzakere zemini oluşturma ve bölgesel denge politikasıyla uluslararası masalarda daha güçlü oturabilir.

Savaşa taraf olmadan denge siyaseti yürütebilmesi Türkiye için asıl kazanç, savaşın içinde olmak değil; savaşın dışında kalıp bölgesel ağırlığını artırabilmektir.

Bölgede yaşanan gelişmenin arkasında her zaman büyük devletlerin hesapları vardır. ABD, Rusya ve Çin gibi küresel aktörler; İran, Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel güçler üzerinden Ortadoğu’daki dengeyi şekillendirmeye çalışıyor.

Bölgenin coğrafi ve stratejik konumu güçlü devletlerin iştahını kabartırken Türkiye akıllı siyaseti ile büyük kazanç elde ederek, güçlü devletlerin oyunlarını tersine çevire bilir.

Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılması, dünya alternatif enerji güzergâhları aramaya başlayacaktır. Bu noktada Türkiye üzerinden geçen boru hatları ve enerji projeleri daha kritik hale gelmiş durumda. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı, TANAP ve Irak-Türkiye petrol hattı gibi projeler stratejik önem kazanmakta.

Ankara’nın kazanımı sadece enerji alanında değil stratejik ve diplomasi etkinliği anlamda da önem kazanmakta. Ankara uzun süredir doğu ve batı arasında denge unsuru olmaya devam ediyor. NATO üyesi olması, batı ile ilişkiler olumlu ilerlerken, Müslüman ülkelerle güçlü bağlarının oluşu bölgedeki etkisini fazlası ile hissettirmekte.

Bu krizi ekonomik avantaja dönüştürebilmek. Eğer diplomasi doğru yönetilir, enerji ve ticaret koridorları güçlendirilirse Türkiye bölgenin vazgeçilmez aktörlerinden biri haline gelebilir. Ancak savaşın büyümesi halinde ilk hissedilecek sarsıntılardan biri yine Türkiye’de yaşanacaktır.

Bugün Türkiye’nin asıl başarısı, savaşın tarafı olmadan dengeleri yönetebilmesinde yatıyor. Çünkü Ortadoğu’da güçlü olmak bazen savaşmakla değil, krizlerin ortasında ayakta kalabilmekle ölçülür.