Tarihin yaşadığımız kısmını içinde bizzat bulunanlar olarak biz herhalde çok zor doğru okuyabiliriz.

Dünya siyasetine yön verenler, ülke gidişatını yönlendirenler ve alttan alta sürekli bir hesap ve planla iş tutanlar da mutlak olarak tarihin akışına hükmedemezler.

Günün sonunda tarihi Allah(cc) yazar, biz ne tarafta durduğumuza bakmakla yükümlüyüz. Kendi kaderine hatta bünyesindeki bir hücrenin akıbetine bile mutlak hakim olamayan insanoğlunun cihana kader yazdığına, olaylara hükmettiğine inanacak değiliz.

Elbette insanın çabası boşuna değildir. Allah(cc) akıbetimizi gayretimize tabi kılmıştır. Tedbir almak ve hazırlık yapmak da ilahi bir emirdir. Fakat plan kuranların en hayırlısının Allah(cc) olduğunu unutmadan planlar kurmak Müslüman işidir.

Bu minvalde yaşanan hadiseleri doğru okumaya çalışmak, hele de Mü’min feraseti ile anlamaya ve Müslümanların maslahatına en uygun olanı tespit etmeye gayret etmek kaçınılmaz bir vazifedir. Her birimiz elimizdeki verilerle tahminler ve tespitler yapıyoruz. Samimi her Müslüman yürekten çıkan duygular ve düşünceler çok değerlidir.

Ancak zamanın hızlı haberleşme ve iletişim devri olduğunu ve bu durumun bizi de farkında olmadan yönlendirebileceğini hiç ihmal etmememiz gerekiyor. Kişileri ve toplumları manipüle ederek kendi istedikleri noktaya getirmeye çalışan şer odaklarının varlığı ve faaliyetleri artık çok ortada görünür hale geldi.

Siyonizmin bu alanda hem reel hem sanal medyayı kullanarak kendi propagandalarını halklara yutturmaya çalıştığını artık sağır sultan bile duydu. Bunun karşılığında Müslümanların hakka ait ve hakka dayanan kendi propagandalarını çok da başarılı yapamadıkları da hazin bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Kaderi ilahinin ve Filistin’deki bir avuç kahramanın tartışmasız samimi gayretinin sonucunda bugün bütün dünya resmi adı İsrail olan siyonist zulüm ve soykırım makinasının gerçek yüzünü gördü. Amerikan emperyalizminin akla ziyan ve insanlığa düşman bir çukur olduğunu neredeyse kimseye anlatmaya ihtiyaç kalmadı.

Bu devasa propaganda organlarının hakimi olan güçlerin ülkemiz başta olmak üzere tüm İslam coğrafyasında halkları psikolojik olarak etkilemeye ve daha karşı karşıya gelmeden morallari ve umutları baltalamaya yönelik faaliyetleri henüz fiili savaşa girmeden bizi çökertmeye ve sindirmeye yönelik apaçık bir savaş taktiğidir.

Korku ve endişe insanı akıllı davranışlardan ve doğru tepkilerden koparan, dengesiz ve anlamsız çırpınışlarla doğal olarak yenilgiye inandıran ve direnci kıran duygulardır. Bir gün sıranın kendisine geleceğini ve akıbetinin felaket olacağını düşünen birinin sağlıklı düşünmesi ve davranması çok zordur. Sürekli diğerlerinin akıbetleri gözlerine sokulan, neredeyse her gün ekranlardan yıkım ve ölüm görerek çaresizliğe inandırılan bir halk için sinmekten ve kabuğuna çekilmekten başka kaçacak yer kalmaz.

Oysa Gazze gibi küçücük bir toprak parçasında, üzerlerine yağan tonlarca bombaya ve yaşanan soykırıma rağmen pes etmeyen Müslüman bir toplum tüm dünyaya direnmenin bir çıkış yolu olduğunu gösterdi. Güç denen şeyin silahlarda değil yüreklerde olduğunu kanıtladı.

Hayatın ve ölümün anlamını bilen, dünyanın ve ahiretin sırrını kavrayan, iman sahibi bir milletin yenilemeyeceğini artık herkes görerek anladı. Tam aksine bu az topluluğun nice çok toplulukları hezimete uğrattığı ve tüm kibrini kırdığını artık hepimiz biliyoruz.

Bu yüzden sıranın bir gün Türkiye’ye geleceğini ve bu yüzden korkmamız gerektiğini söyleyenler bizim hayır ve refahımızı değil yıkım ve felaketimizi istiyor olabilirler.

Tarihin akışına ve dünyanın gidişatına biz yön vermiyoruz ama kalplerimizin ve gönüllerimizin iman ve duyguları bizim elimizdedir. Yürekleri ve bilekleri sağlam olanlar mecbur kaldıkları hiçbir kavgadan ve savaştan korkmazlar.

Biz yakın tarihimizde pek çok ciddi darbeyi bu duygularla savuşturduk ve bugünlere hamdolsun hala aynı iman ve yürekle geldik. Sıra bize geldiğinde neler olacağını ve akıbetin kime güleceğini elbette Allah(cc) en iyi bilendir. Bize düşen o günün endişesi ile korkuya kapılmak değil, Allah(cc)’ın bizim elimizle zalimleri perişan edeceği ihtimalinin umuduyla sabırla ve sebatla yolumuza devam etmektir.

Kendimizi ve çevremizi umut ve imanla doldurmak, kaderi ilahinin tecelli edeceği gün Allah(cc)’ın rahmet ve desteğinin üzerimize yağacağına kesin bir kabulle inanmak, bir asırdır devam eden ve batılın lehine görünen devranın bizim lehimize döneceğine kani olmak durumundayız.

Biz üstümüze düşenleri yaparsak, tarihe hakim ve her şeye kadir olan Allah(cc)’ın bizi utandırmayacağını unutmamalıyız.

O zaman o geldiği söylenen sıranın bize yıkım ve yokluk değil zafer ve mutluluk getireceğini görürüz. Zaten biz sıramızı beklemiyoruz bizzat tarihin içinde yaşıyoruz. Farkında olmasak da her kavganın tarafı ve her savaşın içindeyiz. Savaşlar artık sadece silahlarla ve harp meydanında yaşanmıyor.