Bu yazıyı otizmli bir öğrencinin yüreğinden geçeni söylemek isteyip de söyleyemediği, yazmak isteyip de yazamadığı ancak annesini kalbine ve diline tercüman ederek, öğretmenler günü ile ilgili öğretmenine yazdığı birkaç cümlelik yazıdan etkilenerek yazıyorum. Çocuğunun dili olan annenin kaleminden “Öğretmenler gününüz kutlu olsun öğretmenim. Bizim için harcadığınız emekleriniz hiçbir zaman boşa gitmez, sizden biz razıyız Allah da razı olsun. Çiçeklere benzeriz biz sizinle. Sizinle fark ediliriz her yerde, iyi ki öğretmenim olmuşsun öğretmenim, canım öğretmenim benim .” Diğer bir annenin dilinden otizmli konuşamayan çocuğunun kalbine seslenişi; “ Biliyorum ve hissediyorum şimdi “Anneeee” diye seslenmek istediğini, seni seviyorum demeni, her kusurdan sonra yaşadığın mahcubiyet için özür dilemeyi. Gözlerindeki mavi rengin seni anlatan cilveliğini, bu güne kadar dile düşmemiş en tatlı sözlerini özlemle, sabırla, usanmadan ve umutla bekliyorum. Ellerinden tuttuğumda elinin sıcaklığıyla kalbinin sıcaklığını nasıl da birleştirdiğini, benden aldığın destekle ne de güzel yürüdüğünü, koşmaya heves ettiğini nasıl da hissediyorum biliyor musun? Çaresizlik sığınağına sığınma sakın, aklında hayata dair bir tane bile soru işareti kalmasın. Kanatlan özgür kelebekler gibi, sınır koymasın sana konuşamayan dilin, yürüyemediğin ayakların.
Bir duan olsun deselerdi bana “seni seçer seni gösterirdim”. Sen benden ne istersen iste. Anne bana su ver, anne bana yemek ver, uykum geldi uyut beni” de. “En derin uykularımdan uyandır beni yeter ki anne” de. Her gece rüyamda seni görüyorum kanatlı bir melek gibi anne diyerek başımın üstünde tebessümle uçup durduğunu. Bazen sinirleniyorsun. Seni anlamadığımı, kendini anlatamadığını zannediyorsun. Oysa ben seni anlamadığımdan değil, bir şey yapamadığımdan cevap veremiyorum sana. Gündüzün güneşe, geceleyin yıldızlara senin için, senin adına bakarım. Bütün bunları sen onları görmüyorsun ama onlar seni görüyor, hisset diye bakıyorum. Senin parmakların hangi renk boya kalemini tutuyorsa; denizi, gökyüzünü, ağaçları hangi renge boyamak istiyorsan o renge boya. Belki istediğim kadınlar gününe gidemedim, şöyle ayak ayak üstüne atıp saatlerce çayımı soğutmadan yudumlayamadım, mağazalarda çarşılarda deneyerek elbise alamadım, senin bizim istediğimiz gibi değil de kendi istediğin gibi davrandığın yerlerde sana müdahale edemedim. Ancak şundan emin ol ki çocuğum, senin hislerine başta alışamadım ama şimdi senin hislerin benim hislerim oldu. Sen benim istediğim gibi olmasan da ben senin istediğin gibi oldum sevgili çocuğum.
(3 Aralık Dünya Engelliler Haftasına İthafen )