Dil, en basit tanımıyla bir iletişim aracıdır. Kültür ise bir toplumun simgesi hâline gelmiş ve millî değeri olan her şey olarak tanımlanabilir. Dil ile kültür arasındaki ilişkinin varlığı da dil ve kültür var olduğundan beri bilinmektedir.(alıntı) dil bir toplumun geçmişini, yaşadığı dönemini ve geleceğini medeniyet ötesine taşıyarak,kendi toplumuna katkı sağlar. Diline sahip çıkan,dilini koruyan milletler dünya üzerinde uzun ömürlü yaşayan milletlerdir. Bir milletin dili ne kadar zengin ve işlevsel olursa geçmişi de o kadar canlı ve dinamik olur.bu toplumların daha dinamik ve sağlam temellere dayandıklarını görürsünüz. Diline gereken önemi vermeyen toplumların ise ne kadar silik ve sığ olduklarını görüyoruz. Büyük britanya imp’un üzerinde güneş batmayan ülke olarak kalması, dilinin dinamikliğinden ve bozulmamışlığından dolayıdır.
“toplumun hiçbir alanı dilden bağımsız değildir. İnsanın varlığı dil ile mümkün olduğu gibi, toplumların varlığı da ancak dil ile mümkün olmaktadır. Dil yoksa toplum da yoktur. Dil, bir toplumun kültür kimliğidir”(ünalan,2005: 14). “
Emperyalizmin yüzyıldır bu coğrafyalarda yaptığı,önce dilini unut, sonra dinini politikasıdır. Dil sömürüsünü afrika da,asya da,uzak doğuda yaşamayan ülke kalmamıştır.mesela kuzey afrika ülkelerinden tunus,cezayir gibi yerlerde fransızca birinci dil, kendi dilleri ise ikinci dil konumundadır.bu sömürgeci ülkeler kültür emperyalizmini dil üzerinden gerçekleştirmektedirler. Bu gün avrupa da; 50 yıl önce giden vatandaşlarımız dilini, kısmen de kültürünü korurken ,ikinci ve üçüncü kuşak dilini unutmak üzere. Maalesef dilini unuttuğu gibi dinini ve kültürünü de unutmuş durumda. Gurbetteki insanımız, kendisine ,milletine ,kültürüne ve tarihine yabancılaşmış durumda.diline ve kültürüne yabancılaşan bu kalabalık nüfus, avrupa da ülkemiz adına lobicilik yapamayarak tarihimizi ve kültürümüzü anlatamamışlardır
milleti millet yapan dili ve kültürüdür. Dil kültürü beslerken kültür de dili beslemektedir dil bağlılığı konusunda gördüğümüz birkaç ülke var, bunlar fransa, iran ve israil gibi ülkelerdir. Bu ülkelerdeki dil birliği ,beraberinde din ve millet birliğini de getirmiştir. Yunus emre “dil hikmetin yoludur” der.yaşadığımız bu coğrafyada iletişimi daha hızlı ve verimli kullanmak için bu bölgedeki milletler birbirinin dilini öğrenmek zorunda. Müslüman birliğinin aslında ilk kademesi din birliği gibi gözükse de, dil birliğinin gücü ve önemi de azımsanmayacak kadar güçlüdür.dil ile birlikte diğer milletlerle kültür ortaklığı ve etkileşimi oluşmuş olur, evrensel mesajda yerini bulmuş olur.toplumların sahip olduğu kültür,tarih,edebiyat ve sinema ,dil ile anlam bulur ve görücüye çıkar.kültür nesilden nesil‘e aktarılması için dile muhtaç,dil de sosyal ve uluslar arası statüde anlam bulması için kültüre muhtaçtır.
Kültür bizim dünyadaki varlık sebebimiz iken ,dil ise varlığımızı duyurma ve koruma aracıdır.yani dil kültür için bir vitrindir. Bir toplumun maddi, manevi,edebiyat,,sanat,düğün,bayram,yeme, içme eğlence,sevgi,saygı gibi dinamikleri, dilin imkanları kullanılarak dışımızdaki toplumlara ve sonraki kuşaklara aktarılmasıdır. Allah-u teala ayetinde şöyle diyor.biz sizleri tanışasınız diye kollara ve kabilelere ayırdık.(hucurat suresi 13)
Dil hiç birbirini tanımayan toplumların kültürlerini alarak, birbirine yakınlaştırma ve tanıtma aracıdır. Kültürel olarak birbirinden ayrılan milletler, dilin kültürü taşımasıyla birbirini tanıma ve kabullenme fırsatı bulurlar. Dil kültürleri birleştirerek medeniyetler ittifakına katkı sağlamaktadır.
Tarih ve kültür bir hafızadır. Hafızanın sürekliliği açısından da dilin canlı olması gerekir. Dilin güçlü olması içinse kitap dilimizin iyi olması, sürekli olarak edebiyatla,şiirle, sinemayla desteklenmesi,dilimizle ilgili eserlerin okunması ,kelime hafızamızın sürekli güçlü ve yeni olması gerekmektedir.eğer dilimiz iyi olursa ,davranışlarımızda iyi olur.davranış iyi olunca din,kültür,ahlak, edebiyat ve edepte iyi olur.
Dil kötü kullanılırsa eleştirinin onuru,haysiyeti, mahremiyeti yerle bir olur.eleştiri yapınca eleştiriyi hakarete çevirmemeli ,muhatabı kelimelerin acımasızlığına esir etmemeli.muhataba yeniden ayağa kalkacak ve yeniden konuşacak bir iletişim alanı bırakılmalı