Herhalde dünyada en çok siyaset konuşulan ülke olduğumuz gerçeğinin hepimiz farkındayız. Ömrümüz politik tartışmalarla geçiyor desek yeridir.
Hemen her ortamda sözü döndürüp dolaştırıp siyasete getirir ardından da içimizdekini döker bir ferahlarız.
O meşhur “coğrafya kaderdir” sözüne tabi olup mevcut politik gündemi yorumlamak da kaçınılmaz bir sonuç olarak bu yazıyla karşınızda.
Önce şunu bir kenara not edelim: İnsanoğlu çiğ süt emmiştir, nefis taşımaktadır ve her insan potansiyel olarak bilerek ya da bilmeyerek hata yapma ihtimalini bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca günahın zehri yavaş yavaş öldüren sinsi bir katildir.
Güç ve para ayakları kaydıran tehlikeli zeminlerdir. Kaygan zeminlerde ayakta kalmak zordur, yol yürümek daha da zordur. Kavga etmek bin kere zordur.
Velhasıl siyaset öyle her insanın onuruyla yapabileceği bir iş değildir. Zira temel hedefi gücü elde etmek olan ve neticesinde paranın da güce koştuğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu ikisini bünyesine alıp da dengesini sağlayabilmek cidden büyük bir marifet ve gerçekten çok değerli bir noktadır. Başarabilene helal olsun.
Bu tehlikeli mecraya girip ayakları kayan ama günahın zehrine duyulan bağımlılıkla yola devam etmekte ısrarcı olanlara da acıyacak değiliz. Sonuçta kimse kimseyi zorla politikacı yapmıyor. Kendi kararıyla buzda kavgaya giren, ne ayağının kaymasından ne de yumruk yemesinden şikayet etmemelidir.
Bizde genel olarak politikacıların haksız menfaat elde etmesi ya da birtakım ayak oyunlarıyla bir yerlere gelmesi oldukça kanıksanmış bir mevzudur. “Yiyor ama çalışıyor” olmak gibi bir övgü tamlamasının halk dilinde bu kadar yerleşmiş olmasının nasıl vahim bir gerçeğe işaret ettiğinin farkında mıyız?
Torpil ve rüşvetin hayatın sıradan olaylarına dönüşmüş olması nasıl bir felaketin kapılarını açıyor görebiliyoruz. Sosyal çürümenin ve ahlaki yozlaşmanın faturasını fertler olarak belki kısa vadede görsek bile toplum olarak uzun vadede çok ciddi ve vahim sonuçlarla karşı karşıya kalacağımız bu dünyanın değişmez kanunlarındandır.
Doğru yapılan ve iyi giden işlerin sevaplarını nasıl politikacıların hanelerine yazıyorsak, yanlış yapılan ve kötü giden işlerin günahlarını da onların boyunlarına dolamak zorundayız. Zira bu işin başında onlar duruyor. Pınarın gözünde onlar oturuyor, eğer su bulanıksa ilk bakılacak yer orası.
Malum ve meşhur atasözümü hatırlayalım: “Balık baştan kokar”.
Yani derdimiz sadece bir partinin ortaya dökülen rezaletleri değil, tüm siyasetçilerimizin kendilerini bir elden geçirmeleri gerekiyor. Sonuçta bu halkın karşısına çıkacak bir yüz hepsine lazım ve eğer o yüz kirliyse halk kibarca temizlemeyi iyi bilir.
Siyasetin bizim ıstılahımızda basit bir tarifi vardır: Siyaset; halkın dünya ve ahiret, salah ve menfaatine uyan bir yönetim icra etmektir. Daha basit ifadesiyle, insanlarımızın hem dünyasını hem ahiretini kurtaracak bir yönetim tarzı takip etmeye siyaset deniyor.
Mevcut durumda kendi dünyasını kurtarmak için halkın dünya ve ahiretini berbat edecek bir yol izlemeye ne diyelim bilmiyorum.
Dikkat ettiyseniz özellikle herhangi bir parti ismi zikretmedim. Zira kimin ne yaptığını tam olarak bilemiyoruz. Ortaya dökülenler kadar ve hatta daha fazla gizli kalanlar olmasından ciddi endişe duyuyoruz. Mümkün olduğu kadar büyük bir temizlik yapılması umuduyla bekliyoruz.
Siyasetimizin hadesten ve necasetten taharet yapmaya mecbur olduğunu söylemekle yetinelim. Günün sonunda gemimizin kaptan köşkünde onlar oturuyor ve dümen onların elinde. Bizi sahil-i selamete çıkarmaları en büyük beklentimiz.
Ekonomi düzelir, yol yapılır, köprü çekilir, her şey bir şekilde olur elbet ama ahlaki zemin çekilirse ayaklarımızın altından, varlığımızın bir değeri kalmaz.