Gök kubbe altında anlamlı sayılabilecek bir muhasebe ve yüzleşmeye de rastlanmıyor.

Yaşadığımız kainatın başıboş olmadığı, bunca zulüm, ölüm, sürgün üstüne kulakların, gönüllerin hasret kaldığı o hak söz de yitik maalesef.

“Bağışıklık sistemini güçlü tutun” diyor uzmanlar, haklı olarak.

Hareketli yaşamın, yüksek kalorili gıdaların, bitkilerin, terkiplerin, nasihatlerin bini bir para etmiyor.

Elbette bir çaredir, arayıştır, olmalıdır da!

Ya kainat!

Onun da bir bağışıklığı var mıdır?

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir” ilahi ikazını ne zaman hatırlayacağız.

“Hijyene dikkat edin” diyor uzmanlar haklı olarak.

Peki biz asıl hijyenin vicdanda, ahlakta, usul ve esasta olması gerektiğini ne zaman akla getireceğiz?

Muhteris bir azınlığın baş döndüren bir hıza bindirdiği yaşlı ve yorgun dünyamız lisan ı hal ile bize bir şey söylüyor: böyle devam edemez demeye getiriyor.

Ehli bir hal çaresi bulacaktır diye umuyoruz.

Şu anda milyonlarca insan gelecek iyi bir habere hasret.

Dilerim tez zamanda umulan gelişme gelir, ızdırap çeken insanlar şifa bulur.

Mesele korona aşısının bulunması ile sınırlı olsaydı bahis kapanırdı ama bu sefer iş daha ciddi.

Virüsten korktuğu kadar günah ve kötülüklerden korkmadıkça, kendisini ve değerlerini anlamlı hale getirmedikçe, virüsü yenmek kadar ahlaksızlığa, başıbozukluğa, keyfiliğe de galebe çalacak bir yeni diriliş ruhu ile yıkanmadıkça dünyamız yarın bir başka yüzü ile çıkacaktır karşımıza.

Yani ben dilediğim gibi yaşar, asar, keser, öldürür, işgal ederim, asıl olan benim arta kalanı teferruattır diyen sapkın bir zihniyeti süpürmeye azimli bir dünya var.

Bu kendini ve dünyayı yeniden inşa etmek sürecinde sen neredesin, mesele budur.

Velhasıl Koronavirüs çok tehlikeli de haksız yere kan dökmek, zulüm yapmak, kul hakkı ve faiz yemek, yalan söylemek, gıybet etmek, iftira atmak çok mu güvenli!

Şimdi bize düşen Koronavirüs’e yakalanmamak için göstermiş olduğumuz çaba ve gayreti kötülüklerden sakınmak için de göstermektir.