Bazen bir yere gireriz ve hiçbir şey olmamasına rağmen içimizde garip bir sakinlik belirir. Gürültü yoktur, kimse bize özel bir şey yapmamıştır ama yine de omuzlarımız gevşer, nefesimiz yavaşlar. Sanki o mekân bizi biraz olsun koruyormuş gibi hissederiz.
Peki bazı yerlerin bize bu kadar iyi gelmesinin sebebi ne?
Psikologlar bunun birkaç nedeni olabileceğini söylüyor. İnsan zihni çevresini yalnızca gözleriyle değil, duygularıyla da algılıyor. Bir mekânın ışığı, kokusu, düzeni hatta duvarlarının rengi bile beynimize küçük sinyaller gönderiyor.
Mesela doğaya yakın unsurlar -bir pencerenin dışındaki ağaç, ahşap dokular ya da gün ışığı- beynimizin tehdit algısını düşürüyor. Bu yüzden denize bakan bir yerde otururken, bir parkta yürürken ya da güneş alan bir köşede kahve içerken kendimizi daha rahat hissediyoruz.
İstanbul’da bunu çok kolay fark edersiniz. Şehrin karmaşası içinde yürürken bir anda sahile inersiniz; mesela Kadıköy’de Moda sahilinde ya da Beşiktaş’tan Ortaköy’e doğru yürürken bulursunuz kendinizi.
İnsanların konuştuğu, vapurların geçtiği o kalabalık manzara bile tuhaf bir şekilde içimizi sakinleştirir. Çünkü deniz, açık ufuk ve rüzgâr zihne “burada güvendesin” mesajı verir. Psikologların söylediği gibi doğaya temas eden mekânlar, insanın iç ritmini yavaşlatır.
Lakin mesele yalnızca fiziksel ortam değildir. Mekânlar aynı zamanda hatıraları taşır. Gaziantep’te eski çarşıların içinde dolaşırken bunu çok net hissedersiniz. Bakırcılar Çarşısı’nda yankılanan çekiç sesleri, dar sokaklardan yükselen kahve kokusu ya da bir hanın avlusunda oturup içilen sade bir çay…
Bu yerlerin huzuru biraz da geçmişten gelir. Çünkü bu mekânlar sadece taş ve duvardan oluşmaz, içinde yılların alışkanlıkları, sohbetleri ve hikâyeleri vardır.
Bir de “aidiyet” meselesi var. İnsan psikolojisi kendini yabancı hissetmediği ortamlarda daha rahat çalışır.
Gaziantep’te mahalle arasında küçük bir kahvede oturduğunuzda ya da İstanbul’da eski bir kitapçıya girdiğinizde hissedilen o sıcaklık biraz bundan gelir. Kimse sizi acele ettirmez, kimse sizden bir rol beklemez. O an sadece orada olmanız yeterlidir.
Dikkat ederseniz huzur veren yerler genelde çok gösterişli değildir. İstanbul’da bazen Boğaz’ı uzaktan gören sade bir bank, Gaziantep’te taş bir avluda gölgede duran bir masa…
Aslında bu mekânlar bize şunu hatırlatır: İnsan sadece biraz sessizliğe, biraz tanıdıklığa ve biraz da kendisi olabileceği bir köşeye ihtiyaç duyar.