Bazen bir yerde eski bir şarkı çalar ve insan bir anda bulunduğu yerden kopar. Sanki müzik değil de küçük bir zaman makinesi çalışmaya başlamıştır. Birkaç saniye içinde yıllar önceki bir güne gideriz.
Ben bunu en çok Tarkan’ın eski şarkılarını duyduğumda yaşarım. Tarkan ilk çıktığında ben lise öğrencisiydim. O şarkıları bugün dinlediğimde aslında sadece müziği duymuyorum. O yılları hatırlıyorum.
Okuldan çıktığımız o öğleden sonraları geliyor aklıma. Arkadaşlarla yapılan uzun yürüyüşler… Bir yerde oturup yediğimiz basit ama o zaman dünyanın en güzel yemeği gibi gelen bir tost… Yaz tatilinde yapılan o küçük ama unutulmaz tatil…
Garip olan şu: Şarkıyı duyunca hepsi bir anda geri geliyor. O günkü hava, o günkü heyecan, hatta o günkü halimiz.
Belki de eski şarkıların samimi gelmesinin sebebi tam olarak bu. Onlar sadece şarkı değil; yaşadığımız zamanın duygularını taşıyan küçük hatıra kutuları gibi. Bir melodi çalıyor ve kapağı açılıyor.
Bugünün şarkıları elbette güzel olabilir ama henüz içlerinde anı birikmedi.
Henüz bir yaz tatilini, bir okul gününü, bir gençlik akşamını taşıyacak kadar yaşlanmadılar.
O yüzden eski bir şarkı çaldığında bazen içimizden şu cümle geçer:
“Ne kadar samimi bir şarkı…”
Belki de samimi olan şarkının kendisi değil.
O şarkının içinden bize bakan gençliğimizdir.