Osmanlı Devleti yıkılınca, Batılı şer güçler İslam çoğrafyasını sömürmek için topyekün hareket geçti.
Aç çakallar gibi her biri bir yandan saldırdı işgalci güçler!
Kimi Suriye'ye kimi Tunus'u kimi Cezayir'i kimi Fas'ı...
Tarumar ettiler islam çoğrafyasını.
Osmanlı'nın Libya üzerindeki hâkimiyeti resmen sona erince İtalya’da iktidara gelen faşistler de 1911’de işgal ve sömürü için Libya’ya girdi.
İtalya askeri yetkililerinin hesabı işgalin 15 günde tamamlanacağı yönündeydi.
Fakat Libya halkı bu işgale karşı büyük bir direniş sergiledi.
Boyun eğmeyeceğiz sörürgeci güçlere dediler.
Osmanlı subayları ve Senusi şeyhi Ahmed eş-Şerif es-Senusi önderliğinde başlayan direniş hareketine gönüllü katılanlardan biri de Ömer Muhtar'dı.
Bir zaman sonra o şanlı direnişin başına geçti.
Ve İtalyan kuvvetlerine karşı halkı ve ülkesi için tam 20 yıl savaştı Ömer Muhtar.
Ağır kayıplar verdirdi İtaylan güçlerine!
En ağır silahlarını aciz bıraktı.
Ancak 11 Eylül 1931’de bir çarpışmada yaralanarak İtalyan güçlerine esir düştü.
Esir düşütüğü sırada kendisiyle konuşan İtalyan komutana, "Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız, ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız" diye haykırdı.
Çıkarıldığı uyduruk bir mahkemede hakkında idam kararı verildi.
İdam kararına "Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun" sözleriyle cevap verdi.
Mahkemey heyetine "Ben cellâtlarımdan daha uzun yaşayacağım" dedi.
16 Eylül 1931 ‘de toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde idam edildi.
Kafirlere boyun eğmeden rabbine gitti.
Ve geride onurlu bir direniş bırakarak.
Evet bugün tam 86 yıl olmuş Ömer Muhtar idam edileli.
Onu idam eden cellatlar ve o cellatlara emir verenler çoktan silindi tarihten!
Adlarını bile hatırlayan yok şimdi!
Oysa Ömer Muhtar hala yaşıyor ve bugün tam 155 yaşında!
Çünkü alemlerin rabbi Ali İmran 169. ayette "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler" diyor.