Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu, 1918’de tüm toprakları işgalci devletler tarafından pay edildi.
Leş kargaları, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra sınırlarını paramparça ederek dört taraftan üstüne üşüştü.
Öbekler halinde onlarca ülkeye böldüler bu toprakları!
Halk, Osmanlıyı yıkan ve bu toprakları işgal eden emperyalist güçlere karşı ayağa kalkarak İstiklâl Harbi mücadelesi verdi.
Antep’ten, Urfa’dan, Maraş’tan, Çanakkale’den Gelibolu’dan…
Eli silah tutan da tutmayan da cepheye koştu!
Dört bir yandan ayağa kalktı vatan sevdalıları!
Ta ki, düşman bu ülkenin bağrından koparılıp atılana kadar…
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile Milli Mücadele sona erdi.
Bu onurlu halk topraklarına göz koyan düşmanlara tarihin en büyük dersini verdi.
Sonra ise malum!
İşgalle yenemedikleri bu ülkeyi farklı ayak oyunlarıyla dize getirmeye çalıştılar!
Fitne ve fesat ile aynı toprağın çocuklarını birbirine kırdılar!
Kökleri uzaklarda olan ideoloji ve izmlerle bizleri yılarca oyaladılar!
Sırf kendilerine itaat etmediler diye, inanç ve kültürlerini reddettiler diye “ihanetçi” adı altında şehirlerin orta yerlerine darağaçları kurup idam ettiler!
Alim, aydın, onurlu onca insana kıydılar.
Ve hiç kimse aslında en büyük ihanetçilerin perdenin gerisinde batılı şer güçlerin olduğunu bilmiyordu!
Tıpkı bugün gibi!
Şu anda içinde bulunduğumuz süreç gibi!
Sonraki süreçte bu ülkede her türlü baskıya maruz kalan dindar kesim, yılarca inanç özgürlüğü için mücadele verdi.
Darbeler, ölümler sürgünler!
Bu gün Recep Tayyip Erdoğan iktidarıyla beraber gelinen noktada çok daha iyi anladık ki özgürlükten önce bağımsızlık mücadelesi vermemiz lazımmış!
Elbette dindar insanların bu topraklarda yıllarca inançları için vermiş olduğumuz özgürlük mücadelesini basit görmemek lazım!
Belki de bu özgürlük mücadelesinin devamı bağımsızlık mücadelesini tetikledi.
Evet, bağımsız bir ülkeyiz ama emperyalist güçler bu halkın kendi özüne dönüşünü asla kabul etmiyor!
Kendi inanç ve kültür ekseninde var olmamızı hazmedemiyor!
Ve bu halkı kendi özüne dönüştürmeye çalışan siyasi liderleri de!
Dahası o liderlerin yoluna dinamit koyuyor!
Bunu da kullanılmaya müsait, aklı kıt yerli işbirlikçilerle yapıyor!
PKK ile, FETÖ ile, DAEŞ ile DHKP-C ve benzeri örgütlerle…
Dün Menderes, Özal ve Erbakan’ın yoluna döşedikleri dinamitleri bugün de Erdoğan’ın yoluna döşüyorlar!
Malum bu topraklarda inançlı insanlar yıllar yılı inandıkları gibi yaşamanın mücadelesini verdiler.
Çok bedel ödediler, çok cefa çektiler!
Ancak bugün Erdoğan ile beraber daha köklü, daha derin bir mücadele başladı.
Özgürlük mücadelesinin yanında büyük bir bağımsızlık mücadelesi veriyoruz!
Kabul edelim ki, diğer liderlere kıyasla Erdoğan’a karşı dört koldan savaşıyor küfür cephesi. Emperyalistlerin sözcüsü gazeteler, sermaye çevreleri, partiler ve şeytanın bile aklına gelmeyecek desiseleri ile üçüncü dünya savaşını Türkiye üzerinden sürdürüyorlar.
Cenk meydanındaki yiğitliğimiz, ölümden sakınmayan, şehadet için çarpan yüreklerimiz haçlının yeni stratejileri karşısında neredeyse bir asırdır savunmasız kalmış durumda.
Emperyalizm bütün unsurlarıyla ayakta, Türkiye yeniden bir merkeze dönüşmesin diye bütün olanaklarını seferber ediyor.
Açıktan silah veriyor, üniformasını giydiriyor, gazetesini finanse ediyor, kaşımaya müsait, kabuk bağlamış yaraları kanatıyor.
Bütün bu ayak oyunlarına karşı “sizi tanıyoruz” diyen bir feraset de bu topraklarda yeniden ayağa kalkmanın, yeniden ümmete ve mazluma umut olmanın bayrağını yüceltiyor.
Nerden yaralandık ve nasıl yıkıldıksa oradan ayağa kalkmanın onurlu bir direnişidir bu.
Hiç endişeniz olmasın, biz kazanacağız!
Dünyayı bir kemer gibi bağlayıp çözen bu kadim coğrafyadan tüm dünyaya yeniden insanlığı, vefayı, iyiliği, kardeşliği, hak ve hukuku yayacağız.