Geçmiş kavimlerde dünyâda servetine, mevkiine, kuvvetine güvenerek şımaranlardan biri de hiç şüphesiz Kârun’dur.
Bu yüzden Allah (cc) Kasas Suresi 76-81 ayetlerinde Karun ile ilgili “Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti. Biz ona anahtarlarını (bile) güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Hani kavmi ona şöyle demişti: "Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.
Kârun ise, ‘O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sâyesinde verildi’ demişti. Bilmiyor muydu ki Allâh, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti. Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allâh onların hepsini bilir).
Derken Kârun, ihtişâmı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünyâ hayatını arzulayanlar, ‘Keşke Kârun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi; doğrusu o çok şanslı!’ dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler, ‘Yazıklar olsun size! Îmân edip sâlih ameller işleyenler için Allâh’ın mükâfâtı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.’
Nihâyet Biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allâh’a karşı kendisine yardım edecek avenesi olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.”
Kapitalizm’in hakim olduğu ve insanoğlunun şımardıkça şımardığı ir çağda sanırım bu ayetlerden çıkarmamız gereken çok dersler var.
Yani Kârun’un hâli, dünyâ üzerinde servetine ve gücüne güvenerek şımaran ve bir gün öleceğini hatırına getirmeyen gâfillerin âkıbetine bâriz bir misaldir.
Öyle ki, eline belli bir servet geçenler, bu servetin Allah tarafından değil de, kendi kişisel çabaları ve güya beceri ve zekalarından dolayı elde ettiklerini sanıyorlar.
Hatta bunun için de kendilerini her platforma övdükçe övüyorlar.
Bu tür insanlara nerdeyse çağın en akıllıları olarak lanse ediliyor.
Kimse akıbetlerine bakmıyor.
Kimse bu servetin bir imtihan olduğunu düşünmüyor.
Öyle ya, kazanmak ve kaybetmek bu dünya hayatı üzerinde hesap ediliyor.
Hal böyle olunca da, yeryüzünün servetini bir bölümünü elinde bulunduranlar kendilerini dünyanın en akıllı insanları olarak gösteriyor.
Öyle ya, Karun’da “O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sâyesinde verildi” demişti.
Bugün ki insanlar da kendilerini neredeyse dünyanın en mübarek insanları olarak da gösteriyorlar.
Ve ne yazık ki, boyunlarına giren vebalden habersizler.
Altına girdikleri yükün ağırlığının hiç mi hiç farkında değiller.
Kendilerini Allah’ın en sevgili kulu olarak lanse edecek kadar da cahil ve küstahlar!
Siz siz olun, elinizdeki nimeti unutmayın!
Ve o nimetin nereden geldiğini!
Birde sizi nereye götürdüğünü!
Bakın yukarıda Karun’un hali apaçık bir şekilde ortada.
Elindeki serveti kendi eliyle kazandığını söyleyip şımarınca, Allah (cc) “Nihâyet Biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik.” buyuruyor.
Allah’ın arzında, onun mülkünde şımarmanın sonu budur.
Kendine bile sahip çıkacak kudreti olmayan insanın, şımarması en basit tabirle delalettir.
Delaletin sonu ise yerin dibinde biter.
Servet sahiplerine hatırlatayım istedim.