Yaşanılması gerekip de yaşanılmayan ve yaşanılmaması gerekip ’de yaşanılanların gölgesinde bir hafta daha geride kaldı sentetik yüzlü Dünya’da.
“Yeni Türkiye” projesi dâhilinde Uzun Adam Recep Tayyip Erdoğan Resi-i Cumhur, Bilge Adam Ahmet Davutoğlu Başbakan oldu.
Siyasi kulvarda öze doğru dönüş yapan ve kaybettiklerini yeniden arama yoluna giren “Yeni Türkiye” siyaseti hedefine bir adım daha yaklaşma yolunda...
Genel ve yerel kalkınma hamleleri ile beraber, ihtiyaç duyulan otoyollar, köprüler, hızlı trenler ve tüneller olabildiğince çoğalmaya başladı.
Toplum bu hamlelerle beraber ulaşım ve iletişimde daha hızlı bir şekilde kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânına kavuştu.
Kısacası son 12 yıldır Türkiye çağın gerekli tüm araçlarına kavuşma adına büyük bir özveri ve başarı ortaya koydu.
Hedeflenen ve gelinen noktada ideolojik saplantıların dışında toplumun yüzde 90’ı tatmin olmuş gibi görünüyor.
Bu yukarıda saymış olduğumuz şeylerin hemen hemen hepsi işin materyal boyutu. Tabi ki bunların yaşanılan dünya üzerinde bir ihtiyaç olduğu inkar edilemez.
İşte bu materyal boyutu ile beraber büyüyen ve paralel olarak devam eden bir insanlığın da oluşması işin rengini değiştiriyor.
Her ihtiyacı tamamlandığında, ihtiyaç çıtasını daha yükseğe koyan insanoğlunun bu hastalığına, bu doyumsuzluğuna, bu sınırsızlığına bir çare ve tedavi bulunmadığı zaman, bu yapılanlar bir zaman sonra fayda verme yerine büyük bir zarara dönüşecektir.
Kadınların iş hayatı yüzünden çocuklarıyla vakit geçiremedikleri için annelik şefkatini giderek eksildiği, erkeklerin Dünya’yı elde etme pahasına kendi öz benliklerinden uzaklaştığı, işe yaramaz faydasız şeylerin giderek bollaştığı, duygu ve düşüncelerin sağlam zeminler üzerine kurulamadığı bu gidişat pek de hayra alamet değil.
Her tarafı bir ahtapot gibi saran Materyalizm, beyinleri ve ruhları işgal etmeye devam ederken, bu sorunun da en az ulaşım ve iletişim vasıtaları kadar önemli olduğuna inanmadığımız müddetçe, gerçek bir “ Yeni Türkiye ”den bahsetmek pek de inandırıcı olmayacak.
Bir taraftan konfor, lüks ve israfın hegemonyası altında, şımarık hayatın azgın umanına gırtlağa kadar batmış bir toplum, diğer tarafta, yarı açık cezaevi kabul edilen fabrikalarda evine bir ekmek götürmek için sosyal hayattan tamamen kopmuş kapitalizm ve materyalizmin mağduru olan insanları orta yerde buluşturacak bir adım şart.
Aksi halde bu giderek açılan adaletsiz paylaşım makası bir yerden sonra herkesi kendi yalnızlığa itecek ve toplumun kaynaşmasına engel olup bir kör düğüm haline gelecektir. Bir zaman sonra geri dönülmek istenecek ancak her iki taraf da birbirini anlamaz bir ruha bürünecektir.
Bunları niye mi söylüyorum?
İsterseniz bugünlerde bir gününüzü bu işe ayırın. Günün yarısını lüks bir hayat içinde sarhoş olan kesime, diğer yarısını da açlıktan nefesleri kokan diğer kesime ayırın. “Yeni Türkiye” nin en önemli ve öncelikli ihtiyacının bu olduğunu sizde göreceksiniz.
Sonuç olarak “Yeni Türkiye” için yola koyulanların bu soruna bir an evvel el atmaları elzemdir. Toplumların yükseliş hamleleri sosyal adaletle başladığı hepimiz tarafından bilinmektedir.