Gazze, bu zamanın insanına dair bütün sahtekârlıklarını, yalanlarını, iki yüzlüklerini, yanlışlarını, aşırılıklarını bir bir düzeltmeye, açığa çıkartmaya, yerine koymaya devam ediyor. Gazze’yle yaşadığımız her gün yeni bir şey öğrenmeye devam ediyoruz; kimi zaman o İzzet ve Şeref sahibi güzide halktan kimi zaman da onların karşında çer çöp misali bir dünya yığının nasipsizliğinden...

Ölürken, açken, soğuktan donarken, evsiz barksız açıktayken, insanın tarih boyunca sınandığı her ne varsa hepsinden aynı anda sınanırken onlar öğretmeye, insanlığı gömülü olduğu karanlıktan ve esaretten kurtarmaya devam ediyor. Resulullah Aleyhisselam'ın dediği gibi İslam garipti, İslam'a samimiyetle teslim olanlar da garipti, garip müminlerin yaşayışı da garip, ölümü de garip hatta cenaze namazı da garip...

Hamas’ın İzzeddin el-Kassam Tugayları sözcüsü “Ebu Ubeyde” namıyla bilinen Huthayfa Samir Abdullah al-Kahlut'un aylar öncesi öldürüldüğü haberi gelmiş ancak ilgili mercilerden herhangi bir açıklama yapılmamıştı. Bu habersizlik, hayatta olduğuna dair hep bir umut taşımamıza da vesile olmadı değil. Ama şu ayeti de bize çok iyi öğretmişlerdi: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciun." Başlarına gelen sayısız felaketten hemen sonra ağızlarından dökülen ilk söz hep aynı idi. "Biz Allah'a aitiz ve kuşkusuz O'na döneceğiz."

29 Aralık 2025 tarihinde bütün dünya yeni yıl hazırlıkları ve eğlence hayatıyla meşgulken acı bir haberle bir avuç kalmış dünya garipleri mateme büründü. Çünkü içten içe her garibin gönlünde Ebu Ubeyde 'nin yaşadığı hissiyatı hala canlıydı. Bütün garipleri hüzünlendiren sala sesi, garipler beldesi Gazze’den geldi. Ebu Ubeyde öldü, oğlu İbrahim hariç bütün ailesiyle birlikte, 30 Ağustos 2025’te İsrail’in Gazze’deki hava saldırısında canice, kansızca, acımasızca şehit edilmişler (İnşallah).

Bu yıl içinde Ebu Ubeyde ile birlikte Muhammed Daif, Rafe' Salama, Ahmed El-Ghandour, Gazi Ebu Tama'a, Mervan İsa, Raed Thabet, Ayman Nofal, Muhammed Sinvar, Raid Saad, Hakam el-İssa, Muhammed Şabana gibi Hamas'ın üst düzey adamları şehit verildi (İnşallah). Allah hepsinden razı olsun, Rabbim şehadetlerini kabul eylesin, bizleri de affetsin.

Ebu Ubeyde, buğulu gözlerle ve titreyen sesiyle, Müslümanların sessizliğine şu sözlerle sitem etmişti: “Ey İslam ümmetinin liderleri, partileri ve alimleri.. sizler Allah’ın huzurunda bizim hasımlarımızsınız!” Bu onun son sözleri idi. Bir daha ne sesini duyabildik ne de o İzzet ve Şeref abidesi vakarını görebildik.

İşte bugün yatsı namazında, vefatından dört ay dört gün sonra, o siteminin muhatabı acizler olarak mahşerden önce son defa, yüzümüz yerde gıyabi cenaze namazı için hazır bulunduk. Allah onu bir tarafa almıştı, geri kalan bütün dünyayı bir tarafa bırakmıştı. Ve kıyamet kopsa da kurtulsak, yer yarılsa da içine girsek duygusuyla bizi mahveden o yiğidin garip cenaze namazında şu sözlerle bir daha mahvolduk. Sanki hepimiz helak olarak ölmüşüz de Ebu Ubeyde bizim cenaze namazımızı kıldırıyormuş gibiydi.

Hoca camiyi dolduran kalabalığa döndü, her kelimesi kurşun gibi olan şu cümleleri kalbimize sapladı: Normalde cenaze namazlarında meyyit için helallik alınır, "haklarınızı helal ediyor musunuz" diye sorulur. Şimdi size soruyorum; sizce bizim onun üzerinde bir hakkımız var mı? O son sözünde bizim için sitem etmiş ve hasmımızsınız demişti. O halde esas helallik alması gereken bizleriz.

Ey Ebu Ubeyde bizlere hakkını helal et.

Ey Ebu Ubeyde bizlere hakkını helal et.

Ey Ebu Ubeyde bizlere hakkını helal et.

Dedikten sonra Ebu Ubeyde ve bütün Gazze şehitleri için gıyabi cenaze namazına duruldu. Garipti, dini gibi, Gazze gibi, kendi gibi; cenaze namazı da garipti.

Onun sesinden dinlediğimiz ve birçoğumuzun ondan öğrendiği, Abdullah b. Mubarek’in Fudayl b. Iyâd'a yazdığı mektubun "Ya Abidel Haremeyn" başlıklı sözleriyle Ebu Ubeyde ve şühedayı bir kez daha anmış olalım:

Ey Haremeynin âbidi! Eğer görseydin bizi,

Anlardın o zaman ibadetle eğlendiğini!

Ey yanaklarını gözyaşlarıyla boyayan,

Bizim boyunlarımızı kanlarımızdır boyayan!

Ve ey atıyla boş yere eğlenip duranlar,

Bizim atlarımızdır, sabah gazada yorulanlar!

Sizin olsun o güzel esintili kokular, bizim kokumuzdur,

At nallarından çıkan kıvılcımlar ve o kalkan hoş tozlar!

Muhakkak ki bize, o Nebimizden bir söz geldi,

Sahih, sadıktır ve yalanlanacak bir söz de değil ki:

"Bir araya gelmez Allah yolundaki atların tozuyla

Cehennem ateşinin dumanı, kişinin burnunda!"

İşte Allah'ın kitabı bak aramızda konuşuyor:

"Şehid asla ölü değildir" diyor, o yalan da atmıyor!