İnsanoğlundan öyle kimseler var ki, girdiği her kabın şeklini alırlar.
Sosyolojik ve kişisel bağlamda; bireyin hayata karşı kendi özgün kimliğini, değerlerini veya duruşunu korumak yerine, içinde bulunduğu ortama, güce veya topluluğa göre değişmesi, dönüşmesi evvela bir ahlâk ve karakter sorunudur. Bu, olayın kişisel boyutunu ilgilendirir. Bir de kurumsal boyutu vardır. Dahil olduğu ortama benzemek, ortamın meşruiyetine Hakk'ın ve hakikatin meşruluğunu feda etmek. Örneğin, bir kumarhanede kimse kumarın haramlığını, kötülüğünü, zararını konuşmaz bilakis oranın raconuna uyum sağlama becerisini edinmeye çalışır. Tıpkı, meyhanelerdeki alkol, genelevlerdeki zina, mafyalardaki gasp, yaralama, öldürme gibi. .. Ekseriyetle insan, ömrünü nerede tüketiyorsa oranın; ahlakına, kültürüne, inancına bürünür. İnsan yaşadığı yerin oyuncusudur.
Birkaç gündür, önce dedikodu fısıltısı olarak başlayan sonra ayyuka çıkan; yolsuzluk, vurgun, nüfuzunu kötüye kullanarak menfaat edinme haberleri insanoğlunun kontrol altında tutulmadığında, yasalar ve hukuk karşısında hesap sorulur olmadığında neler yapabileceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Herkesin malumu olan bu gayrı ahlaki suç ve büyük günah; modern yönetim bilimlerinde ve hukukta "çıkar çatışması" ve "nüfuz ticareti" olarak adlandırılan bir yolsuzluk türüdür. Kamunun, devletin en alt kademesinden en üst kademesine hediye, rüşvet, yolsuzluk, nüfuz ticareti, dinen haramdır, o beğenmediğiniz rejimin yasalarında dahi suçtur. Bakan da olsanız, cumhurbaşkanı da olsanız, belediyenin bir işçisi de olsanız haramdır, suçtur.
Peki bu haramı, suçu işleyenler bunu bilmiyorlar mı, dinden ve yasalardan bu kadar mı bir haberler? Bilakis çok iyi biliyorlar ama dinen kendilerine hak gösteren fetvacıları, kanunen kendilerini muaf gösteren otoriteleri ve bu ikisini bir arada sorgusuzlaştıran güç sarhoşluğu ve meşrulaştıran örneklikleri var. Kabın şekli. . . Ortamın ruhu. Siyasette oyuncu olanların her şeyi mubah görmesi haramın ve suçun konuşulmaması.
Oysa Hz. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in zekat toplamakla görevlendirdiği İbnü'l-Lütebiyye'nin meselesini hepsi bizden iyi bilmektedir: Hani o halktan topladığı malların bir kısmını "bu bana hediye" diye ayırmış, Hz. Muhammed Aleyhi Selam da bu duruma çok sinirlenip minbere çıkarak bütün toplananların huzurunda Lütebiyye'ye ve onun nezdinde kıyamete kadar gelip geçecek bütün Müslümanlara şu sözleri söylemiştir: "Benim görevlendirdiğim bir memura ne oluyor ki gelip 'Şu sizin, şu da bana hediye edildi' diyebiliyor! Eğer o, anasının babasının evinde otursaydı, kendisine bu hediyeler gelir miydi, gelmez miydi? Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden kim o memuriyet sebebiyle haksız bir şey alırsa, kıyamet günü onu boynunda taşıyarak (hesap meydanına) gelecektir..."
Eğer 1400 yıldır bilinen bu hadis sizlerin kısacık iktidar, memuriyet, yönetici hayatınıza uğramadıysa, dinin hükmü size isabet etmediyse, nasihatın ağırlığı sizi tartmadıysa size söylenebilecek hiçbir şey yoktur. Mesuliyet sizi atayanların ve cezanızı kesmeyenlerin boynunadır.
Sorumlulara sesleniyorum: Ya mekanı değiştirin ya mekânın iklimini ya da mekandakilerini.
İşin bir de ahlâk ve vicdan boyutu var: Üç seneyi doldurmak üzere olan Gazze'de yaşanan soykırımdan demek ki hiç bir vicdan ve ahlak emaresi taşınmamış. Her gün hunharca katledilen on binlerce çocuğun hiçbir çığlığı kulağınıza değmemiş kardeşlerimizden onlarcası açlıktan ölürken siz Karun gibi paralarınızı yığmakla mı meşgulsünüz. Burada muhatap aldığım tek bir kişi veya kişiler değil çünkü onlar yakalananlar, muhatap aldığım, belki mahşere kadar hiç yakalanmayacak olanların da faili olduğu fiildir.
Kamuda çalışan herkesin üzerine alması dileğiyle.
Öyle ki bir yanda Gazze gibi şahit olan herkesi insanlığından utandıran bir imtihan var, bir yanda ameliyattan çıktığında yarı baygın bir halde Gazze'nin halini soran ve bu dertle dünya hayatını terk eden Hasan Aksoy kardeş var, bir yanda da devletin imkanlarını servet yığıcılığına kullanan gözünü ancak toprak doyuracak olan karunlar var!
Unutmayalım, nasıl yaşarsak öyle ölür; nasıl ölürsek öyle dirileceğiz.
Ve ölüm bizi hiç ummadığınız bir anda alacak. Neyle meşgul olduğumuzu bir daha gözden geçirelim.