Kıymetli dostum; gazeteci, yazar, seyyah, aktivist ve daha nice meziyeti şahsında toplamış; fakat benim nazarımda her şeyden evvel bir gönül insanı olan Adem Özköse’nin Şam'a Dönüş isimli eserini büyük bir keyifle okudum.
Kitabın ismi, muhtevasını son derece isabetli bir şekilde özetlerken; kapağı ise bu dönüşün adeta bedeli ödenmiş bir bileti gibi duruyor. Öncelikle bunu ifade etmek isterim.
Eserin ilk bölümünde Şam anlatılırken, kuru bir aktarım değil; sanki bir seyahatte, bir rehberin ardında adım adım ilerliyormuş hissi uyanıyor. Cadde, mahalle ve sokaklarda dolaşırken; üç bin yıllık geçmişin şahitleri olan tarihî yapılar arasında gezdiriliyor, tarihe mührünü vurmuş siyasi, dinî ve askerî şahsiyetlerle tanıştırılıyorsunuz. Bu yönüyle kitap, okuyucusunu adeta tarih içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bu anlamda eser, bir “panorama müzesi” kıvamında…
Suriye’nin demografik yapısını, kültürel kodlarını ve inanç haritasını sade bir dille sunan kitap; yer yer verdiği dikkat çekici ayrıntılarla bilgi yönünü de güçlü biçimde hissettiriyor.
1920–1946 yılları arasındaki Fransız manda yönetiminin, özellikle Sünni halk üzerindeki baskıcı ve ayrıştırıcı politikaları; işlenen mezalim ve 17 Nisan 1946’da kazanılan bağımsızlık… Ardından 1949–1970 yılları arasındaki askerî darbeler silsilesi; 1958–1961 arasında Mısır’la kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti tecrübesi ve nihayet yarım asrı aşan Esed rejimi… Tüm bu başlıklar, kısa fakat anlamlı bir çerçeve içinde okuyucuya sunuluyor.
Eserde ayrıca, İhvan-ı Müslimin’in Suriye’deki yapılanması, mücadelesi ve ödediği ağır bedeller; 1982 Hama katliamı; Suriye’nin Lübnan’a müdahaleleri ve Beşşar Esed döneminde yeşeren umutların nasıl bir hayal kırıklığına dönüştüğü de dikkat çekici bir bütünlükle ele alınıyor.
Esed rejimine karşı verilen hürriyet mücadelesinde; Amerika, İran ve Rusya başta olmak üzere küresel aktörlerin tutumu; ülkenin kaotik bir sürece sürüklenişi; farklı örgütlerin ortaya çıkışı; Türkiye’nin sürece dahil oluşu ve âlimlerin yaşadığı ayrışma… Barışçıl protestoların isyana, isyanın ise silahlı direnişe evrilme süreci, eserde dikkatli ve objektif bir bakışla değerlendirilmiş.
Kitabın dili; ansiklopedik yoğunluktaki bir içeriği iki yüz sayfaya sığdıran derli toplu yapısı; dengeli yaklaşımı ve hakkaniyetli yorumu, eseri yalnızca bir okuma metni olmaktan çıkarıp aynı zamanda başvuru kaynağı hâline getiriyor. On beş yaş üzerindeki her okuyucu için, yakın tarihe tanıklık etme ve onu sağlıklı biçimde yorumlama imkânı sunması bakımından “Şam’a Dönüş”, her kesimden insanın mutlaka okuması gereken kıymetli bir eser olarak öne çıkıyor. Zira bu kitap, okuyucusuna yalnızca bilgi değil; aynı zamanda tarihin içinden tarih okuma ve olaylara şahitlik edebilme hafızası kazandırması bakımından ayrıca önemlidir.
Son olarak, şahsî bir hatırayı paylaşarak sözlerimi tamamlamak isterim: 8 Aralık 2024’te gerçekleşen Suriye Devrimi’nden yalnızca sekiz gün sonra, 16 Aralık’ta, Adem Özköse dostumla birlikte “Şam'a Dönüş”ün sevincini yaşamak üzere El-Bab’a giriş yapmıştık. Öğrencilerinin tamamı yetim olan Kardeşlik Okulu’nun programına katılmış, ardından ayrı ayrı Şam’a geçmiş ve o hissi bizzat yaşamıştık.
Bu sebeple, “Şam’a Dönüş”ün yalnızca bir okuyucusu değil; aynı zamanda yoldaşı olmanın bahtiyarlığını ömrüm boyunca taşıyacağım.
Şam'a Dönüş'ün Kudüs'e Dönüş'e muştu olması dilek ve temennisiyle. . .