Eskiden mahalle sadece bir adres değildi, bir ilişkiler ağıydı.
Aynı sokakta yaşayan insanlar birbirini az çok tanırdı. Kapı önünde kısa sohbetler olurdu, çocuklar sokakta oynardı, bakkalda iki kelime edilirdi. Küçük şeyler gibi duruyor ama bunlar hayatın doğal birer parçasıydı.
Mahalle biraz da görünmez bir güven gibiydi.
Bir çocuk hangi kapıyı çalabileceğini bilirdi. Yaşlı biri sokağa çıktığında birine selam verirdi. Esnaf müşterisini tanırdı. Bunlar resmi, kağıda, senete yazılmış kurallar değildi ama insanı rahatlatan bir tarafı vardı.
Şimdi şehir büyüdü. Binalar yükseldi, siteler çoğaldı ama garip bir şekilde temas azaldı.
Aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar birbirini tanımayabiliyor. Asansörde göz göze gelmemek için telefona bakmak artık çok normal. Hatta bazen aynı katta oturan komşunun adını bile bilmiyoruz.
Bu bece hayli tuhaf aslında.
Modern siteler güvenlik, kapalı otopark, kontrollü giriş gibi şeyler sunuyor. Bunlar elbette kötü şeyler değil ama bazen fark etmeden başka bir şey de oluyor: insanlar birbirinden uzaklaşıyor.
Dışarıdan korunurken içeride yalnızlaşıyoruz!
Eskiden karşılaşmalar daha doğaldı. Kapı önünde denk gelmek, pencereden seslenmek, komşuya anahtar bırakmak…
Planlanmış şeyler değildi ama bağ kuruyordu.
Şimdi iletişim çoğu zaman dijital. Apartman WhatsApp grupları var mesela. Mesajlaşıyoruz ama birbirimizi pek görmüyoruz, gruplarda yazıştığımız birini merdivenlerde gördüğümüzde çoğu zaman tanımıyoruz.
Kalabalık artıyor ama tanışıklık azalıyor.
Oysa insan biraz tanındığı yerde rahat hisseder. İsminin bilindiği bir dükkân, selam verilen bir komşu, tanıdık bir sokak…
Bunlar küçük şeyler ama şehirle kurulan bağı güçlendirir.
Belki eski mahalle kültürü birebir geri gelmez. Zaman değişti çünkü ama yine de insanın temas ihtiyacı pek değişmiyor.
Şehirde yüzlerce insanın arasında yaşayıp kimseyi tanımamak…
İşte o zaman şehir biraz daha soğuk hissettiriyor.
Belki mesele daha yüksek duvarlar yapmak değil, bazen birbirimize bakıp selam verebilmekte gizlidir.